tel 0424 233 42 89 - 0 424 237 06 16     mail bilgi@altinterim.com
twitter facebook rss
l ISIRGAN YAPRAĞININ ALERJİK VE ANTİALERJİK ETKİLERİ

ISIRGAN YAPRAĞININ ALERJİK VE ANTİALERJİK ETKİLERİ

Isırgan otu Urtica dioica L. (Urticaceae) ailesine mensup olup karbonik, kafeik, kafeoilmalik, klorojenik, formik, silisik, sitrik, fumarik, gıliserik, malik, oksalik, fosforik, kuinik, suksinik, treonik ve treono–1,4–lakton asitlerini; asetilkolin, betain, kolin, lesitin, histamin, serotonin ve glikoprotein aminlerini; izoramnetin, kamferol, kuersetin gibi flovonol glikozitlerini; kalsiyum, potasyum ve silisyum gibi mineralleri (%20’den fazla mineral ihtiva eder); çeşitli lignanları, kolin asetiltransferaz, skopoletin, β-sitosterol, tanenleri içermektedir. Özellikle kök altı izolektin, kumarin, triterpen ve fenilpropan yönünden zengin bir bileşime sahiptir. Isırgan otu (ot ve yaprak), doğal bir gıda kaynağı olarak Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiştir9 . Isırgan, ABD’de kullanımı emniyetli bir bitki olarak Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından listelenmiştir10. Isırgan otu (Urticaceae) Türkiye’nin birçok yerinde yabani olarak yetişen bir bitkidir. Türkiye’deki en sık görülen türü Urtica dioica’dır. Isırgan otunun antihemorajik ve hipoglisemik özelliklere sahip olduğu belirtilmiştir. Geleneksel olarak, uterin kanama, deri döküntüleri, bebeklik egzaması ile psikojenik egzama, burun kanaması ve özellikle sinir egzaması için kullanılmıştır. Monograf Komisyonu, romatizmal hastalıklar için destekleyici tedavi olarak ısırgan yaprağının, alt üriner sistem tedavisinde ve prostat büyümesi için ise ısırgan kökünün kullanımını onaylamıştır.

Ürtiker Hipokrat zamanından beri bilinmektedir. Bu terimin ısırgan otundan (Urtica urens) kaynaklandığı kabul edilmektedir. İlk kez 1882 yılında “Quincke ödemi” olarak isimlendirilmiş ve “can sıkıcı bir problem” olarak tanımlanmıştır. İmmünolojide belirgin ilerlemelere ve ürtiker formları hakkında artan bilgilere rağmen, halen “can sıkıcı bir problem” olmaya devam etmektedir.

Ürtiker kaşıntılı, deriden kabarık, ödemli plak ya da papüllerle karakterizedir. Altı haftadan kısa sürerse “akut ürtiker”, 6 haftadan uzun sürerse “kronik ürtiker” adı verilir. Lezyonlar derin dermis, subkutis veya mukozalarda meydana gelirse “Anjioödem” adını alır. Deriye temas eden maddelerle immünolojik veya non-immünolojik mekanizmayla oluşan kontakt dermatitte ısırgan yaprağı çok alerjen bir yapı gösterir. Bu tip ürtiker, genellikle fizik etkene maruz kaldıktan birkaç dakika ile yarım saat sonra meydana gelir ve en geç 1 saat içinde geriler. Lezyonlar kaşıntılıdır. Isırgan yaprağında bulunan asetilkolin ve histamin-glandüler tüyler deri ile temasa maruz kalındığında tahriş edici özelliktedir. Yapılan bir çalışmada; altı kişide ısırgan sokmaları proinflamatuvar aktivite ön farmakolojik analizini takiben, ısırganla temastan sonraki 5 dakika ve 12 saat içinde mononükleer hücreler, polimorfonükleer hücreler ve mast hücrelerinin hücresel yanıtı incelenmiştir. On ikinci saatte sadece mast hücrelerinin önemli ölçüde arttığı tespit edilmiştir. Isırgan özünün rat mast hücrelerinden in vitro histamin salınımına neden olmadığı görülmüştür. Başka bir çalışmada ısırgan tüyleri çıkarılmış ve deiyonize suyun içerisinde bırakılmıştır. Santrifüj sonrasında süpernatantlar yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC), enzimatik analiz ve/veya davranış analizine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak etkili olan tüylerin önemli bileşenlerinin histamin, okzalik asit ve tartarik asit olduğu, ısırgan tüylerindeki uzun süreli ağrının oksalik ve tartarik asit sayesinde olduğu belirlenmiştir.

ISIRGAN OTUNUN ANTİHİSTAMİN ETKİSİ

Isırgan otu ile yapılan bazı çalışmalarda isim itibariyle ürtikeri anımsatan ısırganın aslında oral kullanımlarda anti-histaminik etki gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan bir çalışmada ısırgan otu yaprağı ekstresinin, hem lipooksijenaz hem de siklooksijenaz aktivitesini inhibe ettiği gösterilmiştir. Lipooksijenaz ve siklooksijenaz araşidonik asitin prostaglandinlere ve lökotrienlere dönüşümünden sorumludurlar. Bu durumun, muhtemelen oral olarak ısırgan yapraklarından alınan histaminin olumsuz geri dönüşüm (negative feed-back) etkisinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu sayede alerjik reaksiyonlar rahatlamıştır. Bir diğer çalışmada ise ısırgan özünün, saman nezlesi semptomlarına neden olan histamin reseptörlerinin ve mast hücrelerinin uyarımını engellediği tespit edilmiştir. Isırgan özü, siklooksijenaz-1 (COX-1), siklooksijenaz-2 (COX-2) ve Hematopoetik Prostaglandin D2 sentaz (HPGDS), pro-inflamatuvar yolların merkezi enzimlerini engelleme yoluyla prostaglandin oluşumunu durdurmaktadır.

Isırgan, ürtiker ve alerji vakalarında geçmişten beri sebepler listesinin başında yer alan bir bitki olmuştur. Deri ile temas halinde alerjen özellik gösterdiği tespit edilen ısırganın oral kullanımlarda herhangi bir alerji göstermediği gibi aksine anti-histaminik etki gösterdiği son yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir19. Her ne kadar literatürde ısırgan bitkisinin, bilinç durum değişikliği ve gecikmiş ciddi alerjik reaksiyonlara yol açtığı varsayılmakta ise de bu tespitlerin ısırgan otuna ait olduğu bile tespit edilmeden yapılmış bir çalışma olduğu görülmüştür.