tel 0424 233 42 89 - 0 424 237 06 16     mail bilgi@altinterim.com
twitter facebook rss
l Duyuru
s

Omega-3 ve Anti-İnflamatuvar Özellikleri

Esansiyel yağlı asitler (EFAs), özellikle inflamasyonda, bağışıklık ve merkezi sinir sisteminde birçok bedensel sistem üzerinde etkiye sahiptir. Hipolipidemik etkiye sahip omega-3 yağ asitleri, hipokoagülasyon, anti-trombositik, anti-inflamatuar ve immünomodülatör etkiler göstermektedir (Kunyanga ve ark., 2013).

Prostaglandinler (PG), birçok farklı bitki ve bazı mikroorganizmalarda tespit edilmiştir. PG, ilk olarak prostat bezinde, trombositlerden tromboksanlar (Tx) ve lökositlerden lökotrienler (LT) olarak sentezlendiğinden ötürü farklı isimler ile anılmıştır. Lipoksinler, lipoksijenaz etkileşimleri yoluyla sentezlenen anti-inflamatuar eikozanoidlerdir. PG ve LT, fosfolipaz A2 ile salınan araşidonik asitten (AA) türetilen ve çeşitli homeostatik biyolojik işlevlerde ve inflamasyonda rol oynayan güçlü eikozanoid lipid aracıları olduğu tespit edilmiştir (Funk, 2001). Yağ ve yağ asitleri, hayvansal organizmaların cinsi olgunluğa erişiminde ve gelişimlerinde önemli rol oynadığı belirlenmiştir (Harlıoğlu ve ark., 2012). Ġlaç tedavisi, siklooksijenaz (COX) ve lipooksijenaz (LOX) enzim sistemlerini başarıyla bloke etse bile, AA epoksi türevleri gibi diğer zararlı moleküllere dönüşebilmektedir. Bu nedenle, eikozanoidleri içeren hastalıkların tedavisinde başka bir yaklaşım araştırılmıştır. Bunun en belirgin yaklaşımı ise diyet değişiklikleri ile eikozanoid üretimini önlemeye çalışmak olduğu görülmüştür. LT’lerin, bronkospazmı indüklediği, ancak, aspirin gibi PG inhibitörlerinin, LOX enzimleri için daha fazla AA bırakarak astım atakları gibi rahatsızlıkları indükleyebildiği tespit edilmiştir. Yakın zamanda, ağırlıklı olarak LT sentezini bloke eden LOX inhibitörleri üzerinde durulmuştur. 5- LOX, LT sentezini bloke etme konusunda kilit enzim olarak tespit edilmiştir (Jin ve ark., 2013).

Etki Mekanizması Omega-3 doymamış çoklu yağ asitlerinin (PUFA) etki mekanizması ve terapötik kullanımı kısmen eikozanoidlerin durumuna etkilerinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Balık yağının hipolipidemik etkisinin, çok düşük yoğunluklu lipoproteinlerin sentezini baskılayıp, safra atılımını arttırdığı tespit edilmiştir (Lautenschläger, 2003). Balık yağı ile beslenmek, eikozapentaenoik asit (EPA) tarafından inflamatuvar hücre zarlarında AA’nın kısmen değiştirilmesi ile sonuçlanmıştır. EPA, fosfolipaz A2 ile fosfolipidlerden AA salınımını ve AA’nın COX ile oksijenlenmesini inhibe ettiği belirlenmiştir (Prusakiewicz ve ark., 2009).

Bitkilerin doğrudan kullanımının yanısıra ekstrakt olarak elde edilen n-3 serisi yağ asitlerinin sucul canlıların sperm ve yumurta üretiminde olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür (Harlıoğlu ve ark., 2011; Harlıoğlu ve ark., 2013). Bitkisel kaynaklara bakıldığında dünya çapında bu amaçla kullanılan çia tohumu, keten tohumu, fındık, yer fıstığı gibi birçok bitki tespit edilmiştir (Asif, 2011). Diğer bağlamlarda yararlı olan yağlar (zeytinyağı, keten tohumu yağı, buğday tohumu yağı vb.) daha az doymuş yağlara sahip olabilir ve yararlı bileşenler ihtiva edebilirler ancak balıklar, önemli bir omega-3 profili sergilemesinin yanı sıra dokoza hekzaenoik asit (DHA) ve eikoza pentaenoik asit (EPA) içeriği ile ön plana çıkmıştır (Simopoulos, 2002). Ulmus davidiana planch (Ulmaceae, UD), tarih öncesi anti-inflamatuvar ve anti-kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve Korede yetişen tıbbi bir bitkidir. Bu bitki üzerinde yapılan çalışmada UD’nin vitro osteoblast hücre büyümesini seçici ve etkin bir şekilde inhibe ettiği, COX-2 sentezinin baskılanması yoluyla PGE2 sentezinin inhibisyonu ve bu şekilde anti-inflamatuvar etkisi belirlenmiştir (Jin ve ark., 2008). Güney Afrika’da yetişen sekiz adet tıbbi bitki türünden (Bulbine frutescens L., Combretum mkhuzense Loeff., Crinum moorei Hook f., Drimia robusta Bak., Eucomis autumnalis Mill., Hypoxis hemerocallidea Fish and Mey., Merwilla natalensis Planch., Tulbaghia violacea Harv.) elde edilen lektin benzeri proteinlerin PG sentezini inhibe edici özelliğinin incelendiği bir diğer çalışmada ise bitki lektinlerinin, anti-inflamatuvar özellikleri tespit edilmiştir (Gaidamashvili ve Staden, 2006).

Stefania tetrandra, Çin ve Kore’de romatoid artrit, akciğer silikozisi ve hipertansiyon gibi çeşitli inflamatuvar durumların tedavisinde kullanılan bir bitkidir. Tetrandrin, mast hücre degranülasyonunu (histamin kaynağı) azaltırken yabani çiçek polenlerine maruz bırakılan farelerde konjonktiviti etkili bir şekilde azalttığı, ayrıca inflamatuvar sitokinler interlökin-1 (IL-1) beta ve interlökin-5 (IL-5)’i düşürdüğü tespit edilmiştir (Ye ve ark., 2000). Luteolin doğada yaygın olarak bulunan kereviz, yeşilbiber, perilla yaprağı ve tohumunda ve papatya gibi gıdalarda bulunan bir flavonoitdir. Luteolinin, Ġmmünoglobülin-E (IgE) (alerji) antikorları ile sıçanlarda oluşturulan karşı koyma uygulamasında mast hücrelerinden histamin salınımını inhibe ettiği tespit edilmiştir. Luteolin ayrıca IgE antikoru ile uyarılmış ve kültürü yapılmış insan mast hücrelerinden histamin, LT ve PGD2’nin salınmasını engellediği bulunmuştur (Kim ve ark., 2005).

Newmark ve Schulick tarafından yapılan bir diğer çalışmada, fesleğen yaprağı (Ocimum basilicum) ekstraktının, COX-2 ve 5-LOX’u inhibe edici özelliği tespit edilmiştir (Newmark ve Schulick, 2000). Zencefilin (Zingiber officinale) kullanıldığı bir çalışmada ise zencefilin içerdiği bileşenlerin, Tx oluşumunu inhibe ederek trombositlerin sağlıklı bir şekilde işleyişini sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca, zencefilin inflamatuvar PGE2 ve PGI2)2 çeşit PG’lerin üretimini dengelediği ve arterleri dilate eden bileşiklerin üretimini azalttığı ortaya çıkarılmıştır (Srivastava ve Mustafa, 1989). Bu bitkilerden en dikkat çekeni keten tohumu (Linum usitatissimum) bitkisidir. Keten tohumu, yaygın olarak bilinen bir omega-3 yağ asidi olan alfa linolenik asidi (ALA), bir lignan olan sekoizolarikirezinol diglukoziti (SDG) ve lifli yapısıyla temel musilaj ihtiyacını sağlamaktadır. Keten tohumu, obeziteyi azaltıcı etkisi başta olmak üzere sahip olduğu bir çok bileşenlerinin farklı mekanizmaları etkilemesiyle birçok yönden pozitif biyolojik etkiler gösterdiği bulunmuştur (Mahabaleshwar ve ark., 2016). Isırgan yaprağından (Folium urticae) elde edilen ekstraktın uygulandığı bir çalışmada, romatoid artrit gibi otoimmün hastalıkların neden olduğu inflamasyonu inhibe ederek IL-2 ve interferon-gamma salınımını azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca bu ekstraktın, Nükleer Faktör kappa B (NFkB) aktivasyonunu inhibe ettiği ve bu nedenle multimodal anti-inflamatuvar etkinliğe sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır (Riehemann ve ark., 1999). Üzüm çekirdeği (Vitis vinifera)’nin fareler üzerinde iltihap önleyici etkisini araştırmak için gerçekleştirilen bir deneyde, ultraviyole-B (UV-B) uygulaması yapılarak farelerin derisinde iltihaplanma oluşturulmuştur. Kullanılan üzüm çekirdeği (Vitis vinifera) proantosiyaninlerinin (GSPs),’nin fare cildinde oluşan iltihabi duruma bağlı olarak lökosit infiltrasyonunu ve miyeloperoksidaz, COX-2, PGE2, siklin D1 ve prolifere olan hücre çekirdeği antijeni (PCNA) düzeylerini baskıladığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra üzüm çekirdeği verilmeyen UV-B ile ışınlanmış farelerin cildinde oluşan tümörler ile üzüm çekirdeği verilen fareler karşılaştırıldığında üzüm çekirdeği verilen grubun cilt tümörlerinin, iltihaplanmalarının iltihap belirleyicilerinin önemli derecede inhibe edildiği tespit edilmiştir (Sharma ve Katiyar, 2010). Meeran ve ark., diyetteki GSPs'lerin, fare derisinde TPA’nın yol açtığı ödem, hiperplazi, lökositler infiltrasyonu, miyeloperoksidaz, COX-2 ve PGE2 üretimini inhibe ettiğini keşfetmişlerdir (Meeran ve ark., 2009). Bitkilerin yanı sıra balık yağı ile yapılan başka bir çalışmada ise balık yağı alımına bağlı olarak inflamatuvar hücrelerin kapasitesinin azaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca insan diyetine balık yağı takviyesinden sonra, mononükleer hücreler tarafından PGE2 üretiminde % 50-65 azalma olduğu bildirilmiştir (Endres ve ark., 1989).

PG, diğer prekürsörlere (dihomo-gama-linolenik asit ve eikozapentaenoik asit) kıyasla memeli dokularında en bol olan AA gibi yağlı asit öncüllerinden türetilen doymamış lipidlerdir. AA ayrıca kırmızı ette de bulunduğu tespit edilmiştir (Engin ve ark., 2016). Bitkiler üzerinde gittikçe artan araştırmalar, ağrı ve iltihaplanmanın önlenmesi için flavonoid kaynağı olan bitkilerin COX ve dolayısıyla PG üretimini inhibe edici etkilerini göstermiştir (Shakibaei ve ark., 2008). Özellikle soğuk su balıkların da bulunan zengin EPA ve DHA içeren omega-3 yağ asitlerinin kalitesi ve vücut tarafından kullanılabilirliği balıkların yağ asitleri kaynağı olarak kullanımının önemini ortaya koymuştur. Ancak yeterli miktarda et, yoğurt, peynir, balık, tavuk tüketilmemesine bağlı olarak oluşabilecek inflamasyonlarda, bu eksikliklerin omega-3 zengini bitkilerin tüketilmesiyle destekleyici olarak kullanılmasında faydası olabileceği düşünülmektedir.

Kaynak: https://www.munzur.edu.tr/birimler/dergi/Bilder/arsiv/BGD5-1/5.1.8.pdf

Devamını oku

s

Gebelikte yasaklı bitkiler

GEBELİK SIRASINDA DİKKAT İLE KULLANILMASI VEYA SAKINILMASI GEREKEN BİTKİLER

(İlk 3 ay) Kimyasal ilaç alımında ilacın farmakodinamik ve farmakokinetik kısımlarını tamamlama süreleri göz önünde bulundurularak çoğu bitki kullanılabilir. Buradaki liste de ilaç ile aynı anda kullanılmaması gereken bitkiler sıralanmaktadır. İlaç ile birlikte herhangi bir etkileşime girmeyecektir. Eğer özel durumlar hariç (aşağıda sıralanmaktadır) ilaç kullanıyorsanız bitkisel ürünümüzü ya ilaç alımından 1 saat önce yada ilaç aldıktan 2 saat sonra kullanabilirisiniz. Bu etkileşimler özellikle CYP450 enzimleri ve p-glikoproteinlerin çalışma prensiplerine göre tespit edilmiştir. Bitkiler; zehirler, öldürür gibi bilinçsizce açıklamalar taraflı kişilerin cehaletinden kaynaklanmaktadır. Her ilacın dozu kullanımı ve başka ilaçlar ile kullanım şekli vardır.

 

Özel durumlar

 

1. Hamileliğin ilk 3 aylık periyotunda rastgele bitkisel mamul kullanılmamalı.

2. Kemoterapi veya radyoterapi gören hastaların tedavi görmeden 15 gün önce, tedavi sırasında ve tedavi sonrası 15. güne kadar bitkisel herhangi bir ürün kullanmamalıdır veya bu süreye kadar bitkisel ürün kullanımını bırakmalıdır.

3. Ameliyat veya anestezi görecek kişi 2-3 hafta öncesinde bitkisel ürün kullanımını bırakmalıdır.

4. İnternette veya televizyonda kendini uzman olarak tanıtan herhangi bir uzman eczacıdan eğitim almamış kişilerin mamullerine güvenmeyin.

5. Bitkisel olduğu iddia edilen ama içerik olarak ekstrakt veya doğala özdeş aroma gibi tabirlerin kullanıldığı ürünler bitkisel değildir. Ürünlerimiz içerisinde kimyasal herhangi bir madde bulunmamaktadır.

   

GEBELİK SIRASINDA DİKKAT İLE KULLANILMASI GEREKEN BİTKİLER 

 

                                                 Alıç çiçeği

Flos crataegi

Ardıç meyvası

Fructus juniperi

Bağa yaprağı

Plaintago major

Barut ağacı

Rhamnus frangula

Boy otu (Çemen)

Semen feoenu gracci

Civan perçemi

Herba mille folii

                                                      Anason

Frucutus anisi

                                                 Andız kökü

Radix helenii

                                                 Arap zamkı

Gummi arabicu

                                               Ardıç katranı

Pix juniperi

                                             Çay (Brezilya)

Ilex paraguariensis

Erik çekirdeği

Prunus armeniaca

Havuç (Yabani)

Daucus ceriota

Hayıt

Vitex agnus

   Işkın kökü

Rhizoma rhei ribi

                                            Isırgan yaprağı

Folium urticae

Kantaron otu

Herba hiperici

Kedi nanesi

Nepeta hederacea

Gentiane (Centiyane)

Gentiane

Lale

Turnera oliffuca

Kavak tomurcuğu

Papulus alba

Meyan kökü

Radix liquiritiae

Mısır püskülü

Stylus maydis

Ökse otu

Herba visci

Öksürük otu

Tussilago farfara

Papatya

Flos chmoniillae

Sarı sabır

Aloe vera

Sinameki yaprağı

Folium sennae

Solucan otu

Tanacetum vulgare

Söğüt kabuğu

Cartex salicis

Sütleğen

Euphorbia

Şerbetçi otu

Humulus lupulus

                                      Şeytan tersi (Hıltıt)

Gummi asafoetida

Yarpuz

Herba methae pulegiunum

Devamını oku

s

Kilin faydaları

 KİLİN FAYDALARI:

-         Ciltteki fazla yağı alır (Absorbtion).

-         Yüzeydeki kalıntıları temizler (Adsorbtion). Özellikle makyaj kalıntıları.

-         Kan akışını uyarır.

-         Ölü cilt hücrelerini uzaklaştırır.

-         İltihaplanmayı giderir.

-         Ateşi düşürür.

-         Şişleri indirir.

-         Ağrıyı azaltır.

-         Virus-Mantar-Bakteri kökenli zararlı mikroorganizmaların (Mikropların) neden olduğu sivilce-akne-benek gibi cilt bozukluklarını onarır.

-         Toksinleri(Zehirli maddeleri) tutar (Absorbtion & Detoxification).

-         Cildin ve vücudun ihtiyacı olan mineral ve eser elementleri vererek cildi besler (Iyon transition).

-         Cildi, çevrenin zararlı etkilerinden (Egzoz, UV ışınları, Sert suların etkisi, vd.) korur.

 

ALTINTERİM KİL MASKELERİNİN NORMAL KİL MASKESİNDEN FARKLARI:

 

-         İçerdiği aromaterapi yağları (Uçucu yağlar) ile kilin içerisinde olabilecek zararlı etkenler yok edilir (Preservation).

-         Sahip olduğu doğal aromatik koku ile beyninizin limbik sisteminizi uyararak zindelik ve açık bir zihin sağlar.

-         Kilin yukarıda saydığımız özelliklerini ve etkisini yaklaşık 20 kat artırır.

-         İlave edilen Aromaterapi yağları sayesinde kil cilt tipinize uygun hale getirilir (Normal-Kuru ve hassas-Yağlı).

-         Cildinize ekstra koruma ve bakım sağlar. Normalde cildinize uygulayabileceğiniz aromaterapi yağlarının en iyilerinin, uygun oranlarının karışımı hazırlanmıştır. Bu sayede kil maskesinin haricinde herhangi bir aromaterapi yağı kullanmanıza gerek kalmaz.

 

Cilt tiplerine göre kullanım şekilleri:

 

Kuru ve Hassas ciltler: Cilde 1-2 mm kalınlığında uygulanır, 5 dakika beklenir, ılık su ile yıkanır. Başlangıçta haftada 1 defa uygulanır. Takip eden haftalarda 2-3, hatta 4 defaya çıkarılabilir. Uygulama sonrası 2 saat süresince krem veya herhangi bir losyon cilde uygulanmaz. 2 saat sonrasında Doğal nemlendirici spreyi kullanılır. Uygulama sonrası bölgedeki kan akışını hızlandırdığı için kızarıklık görülebilir. Bu kızarıklık 30 dakika içinde geçmektedir. Bu bir yan etki değildir.

Normal ve Yağlı ciltler: Cilde 2-3 mm kalınlığında uygulanır, 20 dakika beklenir, ılık su ile yıkanır. Başlangıçta haftada 2 defa uygulanır. Takip eden haftalarda 3-4, hatta 5 defaya çıkarılabilir. Uygulama sonrası 2 saat süresince krem veya herhangi bir losyon cilde uygulanmaz. 2 saat sonrasında Doğal nemlendirici spreyi kullanılır. Uygulama sonrası bölgedeki kan akışını hızlandırdığı için kızarıklık görülebilir. Bu kızarıklık 30 dakika içinde geçmektedir. Bu bir yan etki değildir.

Devamını oku

s

Kantaron Otu (Hypericum perforatum) ve Hiperisin

Kantaron (Hyperium perfaratum) Türkiye’de binde birlik otu, kılıç otu, kuzu kıran, sarı kantaron, kanat otu, yara otu gibi isimlerle bilinmektedir.Ülkemizde 84 türü vardır. Hypericum perforatum L. ülkemizde Marmara, Karadeniz, Ege, Orta ve Doğu Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yayılış göstermektedir (Güner vd., 2000).

Kantaron otu; kanser, şeker hastalığı, depresyon, kronik romatizma, mide ülseri, mide-barsak hastalıkları, diüretik yatıştırıcı ve karaciğer-safra rahatsızlıkları, sarılık, bronşit, diyare, dizanteri, yanı sıra boğaz enfeksiyonları, soğuk algınlıkları, kurt düşürücü, antiseptik, yara iyileştirici olarak özellikle yanık yaralarının (Kaçar ve Azkan, 2004; Baytop, 1999) tedavisinde kullanılmaktadır.

Kantaron otu Dünyada sıcak ve ılıman bölgelerde yayılış gösteren 400’ün üzerinde türü olup Avrupa’da 10, Türkiye’de 89 türü bulunur.Bunlardan 43’ü endemiktir. Hypericum L.’nin Türkiye'de en yaygın temsil edilen türleri, Hypericum perforatum L., H. Trigqetrifolium, Hypericum calycinum (Büyük çiçekli binbirdelik otu), H. empetrifolium Willd. (püren, sarı püren), H. scabrum L (mayasıl otu, kepirotu), H. tedrapetum Fries’dir (Davis, 1988; Baytop, 1974). Bu tıbbi bitkinin antitümör, antiviral, antidepresan, antibakteriyal, antiinflamatuar, analjezik ve hepatoprotektif etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Hazırlanan tentürleri orta şiddetteki depresif durumlarda, özellikle menopoz sıkıntılarını giderici olarak kullanılır. Haricen bitkisel yağlar içinde hazırlanıp yara ve yanık tedavi edici olarak kullanılır (Çubuklu vd., 2002). Kantaron içerik olarak antrasen türleri (hiperisin ve psödohiperisin), flavonoidler, fenolik bileşikler (hiperforin), prosiyanidinler, C vitamini, karoten, protein, resin ve uçucu yağ barındırmaktadır (Ollivier ve ark., 1985; Dorossiev, 1985).

Hiperisin Kimyasal formülü: C30H16O8 olan hiperisin, naftodiantron yapısında olup psödohiperisin ve izohiperisin ile birlikte % 0,1–0,15’lik bir hacme sahiptir (Vanhaelen ve Vanhaelen-Fastre, 1983). Hiperisin’in antidepresan ve anksiyolitik etkisi olduğu ve iyi tolere edildiği belirlenmiştir.Etki mekanizmasıyla ilgili yapılan birkaç çalışmada sentetik antidepresanlara (SSRI ve MAOI) benzediği, hiperisin’in sigma reseptörlerine afinitesinin olduğu ortaya çıkmıştır (Bennet vd., 1998). Bitkide pseudohyperisin (protonaftodiontoron) / hyperisin (naftodiantoron) oranının yüksek tutulması veya içinde bulundukları veziküllerin geçirgen olmaması sayesinde bitki ışığa bağlı fotoharabiyetten korunmaktadır (Agostinis vd., 2002). Hiperisin küçük dozlarda mental depresyona karşı tonik ve stimülan olarak kullanılmaktadır. Ayrıca tümor hücreleri ve viruslar üzerinde güçlü bir fotodinamik etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.Bu kabiliyetinin ışığa bağlı arttığı da belirtilmiştir (Potacka, 2003).

Yapılan bir çalışmada doza bağlı olarak insan lenfosit kültürlerine hiperisin uygulamasının ışık uyaranı kullanmadan da genotoksik etki gösterebileceği gözlenmiştir. Kanser tedavisi için kullanılan hiperisin dozunun çok iyi ayarlanması tavsiye edilmiştir.Sonuç olarak zeytinyağında bekletilmiş kantaronun fototoksik etkileri açısından tehlikeli olabileceğini vurgulamaktadır (Kaştan, 2006). Halbuki hiperisinin etkisi ile kantaronun etkisini bir tutmak mümkün değildir.Uygulamada hiperisin kullanılırken bu etkinin kantaron otunun etkisi olarak nitelemek yanlış bir tespittir. Etkin maddelerin çoğu ısı, ışık ve neme karşı dayanıksız olduğu için saklama koflulları ekstrakların ve ticari preperatların aktivitesinde önemlidir.Son yıllarda yapılan araştırmalarda bileşenlerden hiperforin ve flavonoid yapısındaki bileşiklerin bitkinin antidepresan etkisine katkı sağlayan ana maddeler olduğunu göstermektedir. Kantaron bitkisinin bir bütün olarak oluşturduğu etki, ekstrakte edilip içindeki hiperisinin eldesiyle açığa çıkan etkiden daha güçlüdür (Alternative Medicine Review, 2004; Choudhuri ve Valerio, 2005). Diğer bir çalışmada kantaron otunun gastrointestinal rahatsızlıklar, halsizlik, konfüzyon, baş dönmesi, ağız kuruluğu, saç dökülmesi, manik bozukluk, hiperaktivite, irritasyon, alerji, ışığa duyarlılık gibi istenmeyen olaylara neden olabildiği bildirilmektedir. Yine benzer bir çalışmada bu otun ekstraktındaki etken maddeler ışıkla reaksiyona girerek serbest radikaller meydana getirmektedir. Serbest radikaller; hücrelere zarar vermenin yanı sıra, örneğin; gözdeki yapısal proteinlere saldırarak katarakta yol açabildiği denilmektedir (Erdem ve Ata Eren, 2009). Ancak iyi incelendiği bahsedilen çalışmaların hiperisin ile gerçekleştirildiği görülmüştür.Dolayısıyla bu etkilerin kantaronun kullanımında meydana geleceğini söylemek mümkün değildir. Bazı çalışmalarda hiperisindeki gibi bitkiden ekstrakte edilen maddelerin saf olarak kullanımı ile ortaya çıkan yan etkiler bitkinin yan etkileri olarak yansıtılmakta.Hâlbuki bitki içerisinde saf olarak bulunmayan ve de çok düşük oranda bulunan bu maddenin, bitki kullanımı ile oluşan yan etki diye yansıtılması büyük bir yanılgıdır.Böyle bir olgu tamamen yanlış bir bilgi vermedir.

Kantaron otu asırlardır değişik hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.Modern fitoterapinin teknolojiye bağlı gelişimiyle bitkilerin içerdiği maddelerin tespiti kısmen sağlanmıştır.Yeni teknolojilerle her geçen gün bitkilerin içerisinde yeni maddeler bulunmaktadır.Bulunan maddelerin saf olarak elde edilmeleri ve bu maddelerin farmasotik teknolojilerde (galenik farmasi) kullanımı ile kimyasal ilaçlar üretilmektedir. Gerek başka maddelerin ilavesi gerekse bitkilerden tüketme yöntemiyle çıkarılan bu saf maddeler bir bitkinin içeriğinin neredeyse 1000–1000000 katı kadar olmaktadır. Bu şeklide hızlı etki ve buna bağlı olarak istenmeyen yan etkiler görülmektedir. Bitkilerle tedavilerde elde edilen sonuçların değerlendirilmesindeki hatalardan en büyüğü bitkiyi sadece bir madde olarak görme yanılgısına düşülmesi ve etkinin tamamının o maddeyle ilişkili olduğunun yanılgısıdır. Nedenine gelince bitkiler sadece bir değil onlarca etken madde ihtiva edebilmektedirler. İçerisindeki maddelerin etkilerini tek yönlü düşünmek mümkün değildir.Bunları birleştirilmiş bir vitamin, mineral, antibiyotik vs.den oluşmuş bir kapsül olarak düşünmek gerekir.İçerisinde bazı etken maddelerin diğerlerine oranla yüksek oluşu o maddenin etkisinin vücutta daha güçlü olacağını göstermiştir (Altınterim, 2010).

Bitkilerdeki maddeler vücut tarafından kolay absorbe edilerek vücut bariyerlerine takılmadan büyük oranda emilirler, bitkiler tek bir maddeden oluşmayıp destekleyici maddeler, vitaminler, eser elementler, antibiyotikler, antioksidanlar ve besleyici maddeler içerirler, kimyasallar gibi kalıntı bırakmadıkları gibi vücuttan atımı kolay ve hızlı olmaktadır, molekül ağırlıkları hücre tarafından emilebilecek molekül ağırlığına sahiptir. Bunun yanı sıra tüketme ile bitkilerden elde edilen hiperisin gibi maddeler ise sadece o maddenin etkisini gösterir.Bu etkiden faydalanabilmek için ise her ilaçta olduğu gibi letal dozu belirlenir. Ancak bu maddenin saf olarak kullanımı istenmeyen yan etkiler doğuracaktır. Sonuç olarak kantaron bitkisinin, hidrosolünün veya aromaterapi yağının kullanım miktarı, saklama koşulları, kullanılacağı hastalık tipleri, kullanım sıklığına riayet edildiği müddetçe belirli yıkıcı bir yan etki görülmeyeceği anlaşılmıştır.Unutmamalıdır ki bir bitkinin etkisi ile içerisindeki etken maddeye özgü özel çözücülerle ekstrakte edilmiş etken maddelerin etkisi bir değildir.

Kaynak: https://www.researchgate.net/publication/282758319_Kantaron_Otu_Hypericum_perforatum_ve_Hiperisin?enrichId=rgreq-ff3e1949be6d4135fc2abc4d9ee9d82b-XXX&enrichSource=Y292ZXJQYWdlOzI4Mjc1ODMxOTtBUzoyODM2ODMwNTY1NzAzNzRAMTQ0NDY0NjcxOTQ1MQ%3D%3D&el=1_x_2&_esc=publicationCoverPdf

Devamını oku

s

FİTOTERAPİ

FİTOTERAPİ

        Bitkiler dünyası bize sınırsız bir renkler ve biçimler zenginliği sunar. Ama yalnızca bununla kalmaz, yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan oksijeni, besinleri sağlar ve sağlığımızı korur. Yani bitkiler ve insanlar arasında, insanlık tarihi kadar eski olan, çok yakın bir ilişki vardır. Günümüzden binlerce yıl önce insan, bitkilerin tedavi edici gücünü tanımış ve sağlıklı yaşayabilmek için ondan yararlanıldığını belirtmiştir. Atalarımız birçok acı deneyden sonra, bitkileri faydalı ve zehirli diye iki bölüme ayırmış, önceleri tuzak veya ok zehiri olarak kullanılan bitkileri, tedavi amacıyla kullanmaya başlamıştır. Anadolu, on üç bine yakın bitki çeşidiyle dünyanın en zengin bitki florasına sahip ülkelerinden biridir. Tarih boyunca tüm uygarlıklar bu zenginlikten yararlanmayı bilmişlerdir. Eski Mısırlılar, Asur ve Babil halkının tıp alanındaki bu ilerlemelerini, daha da ileri götürmüşler, bu bitkilerden hastalıkların tedavisinde, faydalanmışlardır. 1872 yılında Ebers tarafından keşfedilen ve milattan 1550 yıl önce yazılmış papirusta 450 kadar hastalık kaydedilmekte, bitki ve hayvansal kaynaklı ilaçlar bulunmaktadır. Edvin Smith tarafından bulunan papirüste de yara, kırık, burkulma vs. tedavi yöntemleri bulunmaktadır

         Fitoterapi Yunanca phytos = bitki ve therapy = tedavi kelimelerinin birleşiminden oluşan bir sözcüktür ve tıbbi bitkilerle tedavi anlamına gelir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1980 yılında Tıbbi Bitkileri " Bir veya birden fazla organıyla tedavi edici veya hastalıkları önleyici olabilen veya herhangi bir kimyasal-farmasötik sentezin öncüsü olabilen bitki çeşitleridir." şeklinde tanımlamıştır. WHO tanımlamasına göre, “bitkisel ilaç” aktif içerik olarak bitkilerin toprak altı veya toprak üstü kısımlarını (çiçek, kabuk, kök, meyve, tohum, yaprak) gibi yada başka bitkisel materyali yahut ta bunların kombinasyonunu ham halde veya bitkisel preparatlar halinde taşıyan günümüz ilaç endüstrisi teknolojisinin tüm gerek ve kurallarına uygun olarak hazırlanmış, bitmiş veya etkilenmiş tıbbi ürünlerdir. Bitkisel materyal, usare, zamk, sabit yağ gibi tanımlanmış etken maddelerle kombine edilmiş bitkisel materyal taşıyan ve bitkiden saf olarak izole edilmiş kimyasal madde içeren ürünler bitkisel ilaç olarak kabul edildiklerini belirtmiştir. Bitkisel ilaçlarla tedavide kullanılan bitkilerin botanik açıdan teşhisi yapılmış, mikrobiyolojik ve kimyasal kontrollü, etken madde miktarı belli, standardize edilmiş ve hijyenik şartlarda ambalajlanmış olarak hastaya sunulması gerekir. Artık bitkisel ilaçlar da, tüm diğer ilaçlarla aynı çizgiye yerleşmektedir, bu her ilacın etki-güvenilirlik-stabilite ve farmasötik kalitesini korumak için özen gösterilmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bitkisel ilaca ilginin yeniden canlanmasının ana kaynağı, kimyasal ilaçların her hastalığı tedavi etme yeteneğine sahip olamayışı, birçok yan etkilerinin bulunuşu ve çok pahalı oluşudur. Bitkisel preparatların yan etkisinin hemen hemen hiç bulunmaması bazen bunların sentetik ilaçlara tercihini bile sağlamaktadır.

     Bitkisel ilaçları ve uygulamalarını iyi anlayabilmek için onların botaniği, kimyası, farmakolojisi, toksikolojisi ve klinik etkilerinin bilinmesi gerekir. Bitkisel ilaçlarla tedaviye ilgi sonucu, Avrupa’daki bitkisel ilaçlarla tedavi derneklerinin birleşmesiyle 1989 da kurulan Europan Scientific Cooperative on Phytotherapy (ESCOP), bitkisel preparatlarda bilimsel olarak bir homojenlik sağlamak amacıyla, droglar hakkında monografiler hazırlanmakta ve Avrupa Birliği ülkelerinde sunmakta, üye ülkeler de ESCOP kurallarına esas olarak çalışmalarını yürütmektedir. Almanya, Fransa, İsviçre gibi ülkelerde özellikle Almanya’da bitkisel ilaçları modern tıpla birleştirmek için güçlü bir eğilim vardır. Her tıp öğrencisi bitkisel ilaçlarla tedavi dersleri almak zorundadır. Doktorların % 80’i bitkisel ilaçları düzenli olarak reçetelerine yazmaktadır. Bu konunun hazırlanmasında, bitkisel ürünlerin biyolojik ve morfolojik özelliklerinin tanıtılması ile balık hastalıklarının doğal yöntemlerle tedavi edilerek organik gıdalar elde edilmesine öncülük etmesi amaçlanmıştır.

Devamını oku

s

BİTKİLERİN YÖRESEL İSİMLERİ

BİTKİLERİN YÖRESEL İSİMLERİ

1. ABDESBOZANOTU : Çatallıdiken

2. ABANOZ AĞACI : Abanoz Odunu

3. ACI KAVUN : Cirit Atan-Eşek Hıyarı-Ebucehil Kavunu-acı dülek

4. ACI AĞAÇ Acı :  Odun-Acı Yonga

5. ACI BAKLA Yahudi Baklası-Termiye- Tırmış-deli bakla

6. ADA ÇAYI Kutsal Bitki-Acı Elma-Devedili- elma çalbası

7. ADAM OTU Apdulselam Otu-İnsan Otu-adem otu

8. ADA SOĞANI Ayı Soğanı-Beyaz Soğan

9. AHUDUDU Ağaç Çileği-Sultan Böğürtleni-dağ çileği

10. AKASYA ÇİÇEĞİ Salkım Ağacı-Beyaz Salkım

11. AKYILDIZ SOĞANI Tükrük Otu-Köpek Soğanı

12. AHIRI KAHRA Ödül Kahir

13. ALIÇ Ekşi Muşmula-Barut Ağacı-Akdiken- Yemişen

14. ALMAN PAPATYASI Rumi Papatya-Beyaz Papatya

15. ALTIN BAŞAK Altın Asa-Yahudi Otu

16. ALTIN OT Kutsal Çiçek-Ölmez Çiçek

17. ANBER AĞACI Anber-Anber Kabuğu

18. ANBER KATI Macun Anberi-Akanber

19. ANASON Rakı Otu-enison-nanahan

20. ANDIZ KÖKÜ Atgözü-Kızılağaç-andı z otu

21. ANTEP FISTIĞI Bıttım-Şam Fıstığı-Gizien

22. ANZOROT Anzorot

23. ARAROT Maranda Nişastası

24. ARDIÇ KATRANI Katran Ardıcı

25. ARDIÇ Ardıç Kozalağı-Sarı Ardıç-ardıç meyvesi

26. ARI SÜTÜ Arı Sütü

28. ARPA Arpa

29. ARMUT Armut

30. ASPİR Yalancı Safran

31. ASMA Üzüm Asması

32. ASLAN PENÇESİ Aslan Ayağı-Aslan Pençesi

33. AT KESTANESİ Hint Kestanesi

34. AVOKADO Avukat Armudu

35. AY ÇEKİRDEĞİ Gündöndü-Günebakan

36. AYI KULAĞI Yıldız Çiçeği

37. AYI ÜZÜMÜ Trabzon Kirazı-Sapanca Çayı

38. AYNI SEFA Şamdan Çiçeği-Portakal Nergisi

39. AYRIK OTU Ayrık Kökü

40. AYVA Ayva

41. BAĞ SARMAŞIĞI Bağ Sarmaşığı

42. BADEM Badem

43. BAL Bal

44. BALDIRI KARA Su Sünbülü-Venüs

45. BALDIRAN OTU Agu Otu-Yılan Otu

46. BAKLA Bakla

47. BALIK YAĞI Balık Yağı

48. BALIK OTU Balık Otu

49. BAYIR TURPU Acı Kök

50. BALLI BABA Ballı Baba

51. BAMYA Bamya

52. BAMYA ÇİÇEĞİ Hint Gülü-Renk Değiştiren Çiçek

53. BAN OTU Gavur Haşhaşı-Dağdağan- Bal Batan

54. BESBASE Küçük Hindistan Cevizi Kabuğu

55. BERGAMOT Bergamot

56. BEŞPARMAK OTU Gümüş Otu-Kaz Gagası-ayıt ağacı

57. BİRA MAYASI Hamur Mayası

58. BEZELYE Araka-Külür

59. BEHMEN Akbehmen-Kırmı zı Behmen

60. BİBER Biber

61. BİTOTU Papazotu-Hazeran

62. BİBERİYE Kuşdili Otu-İklil-i Cebel

62. BROKOLİ Brokoli

63. BÖĞÜRTLEN Tilki Üzümü-Diken Çileği-Karamozca- ağaç çileği-sultan böğürtleni

64. BÖRÜLCE Siyahgöz-Karnı Kara-Lovlaz- Fındık Bamlası

65. BUĞDAY Buğday

66. BURÇAK Mudumuk-Küşne- Furçak

67. CEVİZ Koz Ağacı

68. CİĞER OTU Ciğer Otu

69. CİVAN PERÇEMİ Ayvadana-Kandil Çiçeği-Dülgerotu

70. ÇADIR UŞAĞI Çadır Uşağı

71. ÇAKAL ERİĞİ Yaban Eriği-Koruk Eriği

72. ÇAM FISTIĞI Sünüber

73. ÇAVŞIN OTU Oğlan Aşı-Çaşır

74. ÇAM AĞACI Çam-Verem Ağacı

75. ÇAY YAPRAĞI Çay

76. ÇAVDAR Çavdar

77. ÇINAR AĞACI Kavlan

78. CENTİYANE KÖKÜ Güsat-Eşek Turpu

79. ÇEMEN Boyotu-Hulbe-Ç emen

80. ÇEKEM OTU Gevele-güvelek

80. ÇİLEK İtboğan-Mahmur Çiçeği

81. ÇİĞDEM Gözenek-Mahmur Çiçeği

82. ÇİTLENBİK Çıtlık

83. ÇİRİŞOTU KÖKÜ Hıdırellez Kamışı-Güllük-sarızambak

84. ÇEKEM Gevele-Güvelek

85. ÇOBAN ÇANTASI Cıngıldak Otu-Çoban Kesesi

86. ÇOBAN PÜSKÜLÜ Dikenli Define

87. ÇÖPLEME Boynoz Otu-Kunduziye- Dokuz Tepeli-marulcuk- yakan pazısı

88. ÇÖPÇİNİ Çin Saparnası-Kına Kına Ağacı

89. ÇÖREK OTU Karaca Ot-Siyah Susam-Karaca Çörek Otu

90. ÇÖVEN KÖKÜ Gevgen Otu-Çögen Otu-Helva Otu-Sabun Otu

91. ÇUHA ÇİÇEĞİ Ağda Çiçeği-Bahar Çiçeği-Ayı Kulağı-Tulya Çiçeği

92. DAMLA SAKIZI Mastica-Tatlı Sakız-Tane Sakız

93. DAĞ ÇAYI Yayla Çayı-Çalba-Sivri Çay

94. DARI Kuşdarısı-Dağdağan- Saçak Darı-ak darı

95. DARI FÜLFÜL Uzun Biber-Tiflis Biberi

96. DEFNE Kutsal Ağaç,Tefnel Yaprağı-tafne

97. DEMİR DİKENİ Deve Çökerten-Çadır Dikeni-Çoban Çökerten

98. DEMİR HİNDİ Hint Hurması

99. DENİZ KADAYIFI Deniz Kadayıfı

100. DERE OTU Durak Otu-Tarhana Otu-Börek Otu

101. DEVE DİKENİ Akkız-Sütlü Kengel-kasna ağacı

102. DEVE TABANI Deve Tabanı

103. DIŞ BUDAK Çiçekli Dış Budak

104. DİŞ OTU Mısır Anason-Hıltan- Kürdan Otu

105. DULAVRAT OTU Uluavrat Otu

106. DOMATES Domato

107. DUT Karadut-Beyaz Dut

108. DÜĞÜN ÇİÇEĞİ Girit Otu-Basur Otu

109. DUVAR SARMAŞIĞI Orman Sarmaşığı

110. EBEGÜMECİ Mülkek-Yabani Ebe Gümeci-hübbaz

111. ELMA Elma

112. ENGİNAR Enginar

113. ERİK AĞACI Erik

114. EĞRELTİ OTU İfteri-Aşk Merdiveni-erkek eğrelti otu

115. FASULYE Lobya

116. FESLEĞEN Reyhan Otu-Fesleğen

117. FINDIK AĞACI Fındık

118. FRENK ÜZÜMÜ Bektaşi Üzümü

119. FUNDA YAPRAĞI Funda Prens-Süpürge Çalısı-piren

120. GREYFURT Altın Top-Kız Memesi

121. GELİNCİK Gelincik Çiçeği

122. GLABURU Dağdığan Ağacı-kartopu

123. GINSENK Kırmızı Ginsenk

124. GÖZ OTU Gül Kerevezi-Gözlü ce Ot

125. GÜL Gül

126. GÜNLÜK AĞACI Sığla-Güllük Ağacı-Buha Ağacı

127. GÜZEL AVRAT OTU Güzel Avrat Otu

128. HANIM ELİ Hanım Eli

129. HELİLE Karhelile-Küçük Helile

130. HARDAL TOHUMU Turp Otu-Eşek Hardalı-Siyah Hardal

131. HATMİ Gülhatmi-Deve Gülü-Hitmiye-Silindir Çiçeği

132. HAVYAR Balık Yumurtası

133. HAVUÇ Pörçüklü-Yeregeçen- Kesür

134. HAVLUCAN Kırmızı Kök-Kök Çayı

135. HAZANBEL Egir Kökü-azak eriği-eğir otu

136. HAŞHAŞ Haşhaş Kabuğu-Haşhaş Çiçeği

137. HAVACIVA Eşek Marulu-Tüylü Boya-Kızıl Encik

138. HAYIT AĞACI Rahip Biberi-İfret Ağacı-rahip biberi

139. HIYARI ŞENBER Hint Hıyarı

140. HIYAR Salatalık-Zavrak

141. HİNDİBA Göynek-Frenk Salatası

143. HİNDİSTAN CEVİZİ KÜÇÜK Yel Cevizi-Muskat

144. HOROZ İBİĞİ Gül Yusuf-Sultani- Borci

145. HİNT YAĞI BİTKİSİ Harra-Dodeneme- Hint Çiçeği-hint baklası genegerçek otu

146. HURMA AĞACI Hurma

147. HUNNAP Gırnap-Ciyde

148. HÜSNÜ YUSUF Kırkaranfili- Nazar Otu-Gugu Çiçeği

149. IHLAMUR AĞACI Fanbur-Süynük- Ihlamur Çiçeği

150. ISIRGAN YAPRAĞI Dızlağan Otu-Cımcar-Dağ layan Ot-Gidik Dikeni-gidişken ot

151. ISPANAK Kuzu Isbanağı

152. İĞDE ÇİÇEĞİ Çalı Gölgesi-Cıcılık- Cışkan-Pısat

153. İNCİR AĞACI Yemiş-Ballı Darı-Bardakcık

154. KABAK Bal Kabağı-Sakız Kabağı-Testi Kabağı

155. KADIN TUZLUĞU Karamuk-Diken Üzümü

156. KARAAĞAÇ Karaağaç

157. KADİFE ÇİÇEĞİ Top Kadife-Park Karanfili

158. KARABAŞ OTU Kesiş Otu-Karaboruklu- Pırkan Çiçeği

159. KAFURU AĞACI Kafur

160. KAHFE Kahfe

161. KAKAO Hint Bademi

162. KAKULE Küçük Kakule-hil

163. KAMIŞ KÖKÜ Süpürge Kamışı-Beyaz Kamış

164. KANTORON ÇİÇEĞİ Binbir Delik Otu-Yara Otu-Kan Otu

165. KARABİBER Siyah Biber

166. KARPUZ Harbus

167. KARAÇALI Çalı Dikeni-Çalı Tohumu

168. KARANFİL Karanfil

169. KARAÇAM SAKIZI Kara Sakız

170. KARDELEN ÇİÇEĞİ Aktaş Çiçeği-Kardelen

171. KARDEŞ KANI Kan Taşı-İki Kardeş Kanı-ejder ağacı-ejder kanı

172. KARGABÜKEN Kargabüken

173. KASNİ Dişi Kasni-Erkek Kasni

174. KAŞIK OTU Etyaran Otu-Koyun Baklası-Koyun Otu

175. KATIR TIRNAĞI Yabani Katır Tırnağı-adi katır tırnağı

176. KATRAN-KATRAN KÖPÜĞÜ Sarı Katran-Andız Katranı-sedir ağacı- lüban sediri

177. KARAKAFES OTU Karakafes Otu

178. KARNIYARIK Mısır Yoncası-Bersim

179. KAVAK Titrek Kavak-Akkavak- Karakavak

180. KAVUN Kavun

181. KAVUT Gavut

182. KAYIN AĞACI Kızıl Ağaç-Akgürgen

183. KAYISI Mişmiş-Zerdali

184. KAYIŞKIRAN Kayışkıran Otu-eşek otu-şeytan taburesi

185. KAZ AYAĞI Kaz Otu-Gümüş Otu

186. KEBABİYE Kuyruklu Biber-Hindistan eriği-kübabe

187. KEBERE Gebre Otu-Kapari-Kedi Tırnağı

188. KEÇİ BOYNUZU Harnup-Kaluş- Harrup-Ballı baba

189. KEÇİ SAKALI Keçi Sakalı

190. KEDİ OTU Kırmızı Mahmuz Çiçeği-Asarun Çetü Otu

191. KEFİR Kefir Kımız Mayası

192. KEKİK OTU Sater-Zatrin- Yakan Kekik

193. KENEVİR Çedene-Kınnap Otu-Esrar Otu

194. KEME Domalan-Domuz Elması

195. KENGER Dikenli Ot-Dağların Balı-Meryem Ana Dikeni-Yabani Enginar

196. KEPEK Rozman-Furfur

197. KEREVİZ Bendik-Tatlı Gerdane

198. KESTANE Karakaçak-Karakı llı-Karakat

199. KETEN TOHUMU Zeyrek-Kırbaş Tohumu

200. KINA Kına Yaprağı

201. KINAKINA Kınakına Kabuğu-Sıtma Kabuğu

202. KİLERMENİ Yoşa-Kırmızı Kil

203. KIRKDAMAR OTU Zenberek Otu-At Kuyruğu-Boğumcul otu

204. KIRLANGIÇ OTU Temre Otu

205. KIRMIZI BİBER Hint Biberi-İsot-Maraş Biberi

206. KISAMAHMUT OTU Dalak Otu-Meşecik-Acı yavşan Otu-Yer elması

207. KIZILCIK MEYVESİ Erkek Kızılcık

208. KİMYON Zira-Kemmon- Acem Kimyon

209. KİRAZ AĞACI Kiraz Zamkı

210. KİŞNİŞ Küzbara-Aşotu- Kinzi-Yumurcak

211. KİTRE Geven Balı-Pus Geveni

212. KOYUNOTU Kızılyaprak-Kaşı k Otu-Fıtık Otu

213. KOCAYEMİŞ Kocayemiş-Ayı Üzümü-Sapanca Çayı-Hoca Yemişi -Trabzon Kirazı

214. KÖKNAR AĞACI Mezda-Mezdeki- Mezleği

215. KÖPEK ÜZÜMÜ İt Üzümü-Huzuma-Tilki Üzümü

216. KUDRET HELVASI Dış Budak Reçinesi

217. KÜKÜRT Lüle Kükürt-Kükürt Çiçeği

218. KUDRET NARI Acaip Elması-Papara- Muazzez Elma

219. KURT PENÇESİ Çoban Ekmeği-Yılan Kökü-Kurtluca-Çı yancık

220. KURTLUCA KÖKÜ Kutlucan-Saçaklı Kurtluca

221. KUŞBURNU Gül Elması-İt Burnu-Gül Burnu-Yaban Gülü

222. KUŞKONMAZ Acıot-Kırgın Otu

223. KUŞOTU Serçe Otu-Serçe Dili

224. KUZU KULAĞI Ekşi Kulak-Ebem Ekşisi

225. LABADA Düvelek-Efelek- Avelik

226. LADEN Yapraklı Laden

227. LAHANA Kelem

228. LALE ÇİÇEĞİ VE SOĞANI Yabani Şebboy-Lale Fidanı-

229. LAVANTA Güve Çiçeği

230. LEYLAK Leylak

231. LİMON Limon

232. MADIMAK Madımak

233. MAHLEP Melem-Mehlep

234. MAHMUDE Bingöz Otu

235. MANDALİNA Mandalina

236. MANTAR Mantar

237. MALTA ERİĞİ Yeni Dünya

238. MARUL VE TOHUMU Yağlı Marul-Bostan Marulu

239. MAYASIL OTU Ekzama Otu-Mayasıl Otu

240. MAYDANOZ Maydanoz

241. MAZI Mazı

242. MELİSA YAPRAĞI Turunç Otu-Oğul Otu-Limon Kokulu Melisa

243. MELEK OTU Kutsal Ruh Otu-Melaike Otu

244. MENEKŞE ÇİÇEĞİ Kokulu Menekşe-Hercai Menekşe-Benevş e

245. MERCAN KÖŞK İzmir Kekiği-Güve Otu-Macuran Çiçeği-Güve Otu

246. MERSİN AĞACI Murt-Bahar-Yabani Mersin

247. MERCİMEK Mercimek-Merdü mek-Kırmızı, Sarı,Yeşil Mercimek

248. MEŞE PALAMUDU Meşe Kozası-Pelit- Palut

249. MEYAN KÖKÜ Pıyan-Bıyan Kökü-Ayıkulağı-Tatlı Kök

250. MİNE ÇİÇEĞİ Güvercin Otu-Kan Otu

251. MISIR VE PÜSKÜLÜ Mısır-Lazut-Darı

252. MİSK SOĞANI Koyun Otu

253. MİSK Miski Anber

254. MİSVAK Diş Ağacı-Diş Parlayıcı

255. MUŞMULA Döngel-Beşbıyık- Gelin Boğan-İzgil

256. MÜBAREK DİKENİ Bostan Otu-Şevhet-İ Bostan

257. MÜHRÜ SÜLEYMAN Boğumluca Kökü-Dolama Otu

258. MÜRVER ÇİÇEĞİ Azı Otu-Yabani Mürver-Kara Mürver-Patlangıç

259. MUZ Muz

260. NANE Mentollü Nane-Yabani Nane

261. NAR AĞACI Nar-Ekşinar

262. NERGİS ÇİÇEĞİ Nergis-Zeren

263. NEVRUZ ÇİÇEĞİ Yabani Keten-Yabani Aslan Ağzı

264. NİLÜFER Nilüfer-Su Zambağı

265. NİŞASTA Nişasta

266. NOHUT Külür-Dağ Nohutu-Kara Nohut

267. ÖKSE OTU Burç Ağacı-Gökçe Otu Ağacı

268. ÖKSÜRÜK OTU Farfara Otu-Kovalak- Suladık Otu

269. OKİLAPTUS YAPRAĞI Sıtma Ağacı-Sulrata Ağacı

270. ÖD AĞACI Hindistan Ağacı-Ud Hindi

271. OĞUL OTU Limon Otu-Kokan Ot-Melisa

272. PANCAR Dağ-Kırmızı Pancar-Şekerpancarı -Yabani Pancar

273. PAMUK Beyaz Altın

274. PALAMUT AĞACI Pelit-Meşe Palamudu-Penar- Sindiryan

275. PAPATES Kunpir-Kartol

276. PATLICAN Patlıcan-Banadura

277. PAPATYA Kelkız Çiçeği-Babunç-Koyun Gözü

278. PAZI Pezik-Sılkıya- Dag

279. PELENSEK AĞACI Pelensek Yağı

280. PELİN OTU Acı Pelin-Akpelin- Sıtma Otu-Acı Ot

281. PEKMEZ Pekmez-Çakır

282. PEYGAMBE ÇİÇEĞİ Çoban Dikeni-Kutsal Çiçek-Mavi Kantaron

283. PEYNİR Peynir

284. PITRAK Dikenli Sırınca Otu-Büyük Pıtrak

285. PIRASA Pırasa

286. PİRİNÇ Pirinç

287. POLEN Arı Polani-Çiçek Poleni

288. PORTAKAL Portakal

289. REYHAN Fesleğen-Reyhan

290. RAVENT Ravendi Cini-Ravendi Hindi-Işkın-Ravendiye

291. RAZİYANE Ezerte-Mayana- Rezene-Tatlı Anason

292. ROKA Circir-Kekeş

293. SABUNOTU Sabunotu

294. SAFRAN Safran-Misk- i Saferan-Sarı Safran

295. SAKIZ Mastık-Mestika- Mastika

296. SAHLEP Tek Çilekli Sahlep-İt Kaşarı-Tilki Husyesi-Çayır Otu-Çam Çiçeği

297. SANDOLAS AĞACI SAKIZI Sondurak Ağacı

298. SANDAL AĞACI Davulga-Sandal Otu-Kolanga

299. SANTRAL ODUNU Aksandal-Sarı Sandal

300. SAPARNA Melevcan-Diken Otu

301. SARMAŞIK Sarmaşık-Yer Sarmaşığı-Bağ Sarmaşığı

302. SARIMSAK OTU Yer Palamudu-Kurtluca Kökü

303. SARI SABIR Öd Ağacı-Sarı Sabır

304. SARI HALLE Sarı Halle

305. SATER Zahter-İnce Kekik-Geyik Otu

306. SEDEF OTU Kokar Sedef-Bahçe Sedefi

307. SERVİ KOZASI Selvi Ağacı

308. SEMİZOTU Semizotu

309. SIĞIR DİLİ İnek Dili-Sığır Dili

310. SIĞIR KUYRUĞU Ayı Otu-Sığır Dili Çiçeği

311. SIRACA OT Çorak Otu-Yapışkan Ot-Pıtrak Otu-Sırça Otu

312. SİNAMEKİ Sinameki Yaprağı

313. SİNİRLİ OT Ateş Yaprağı-Boğa Yaprağı

314. SİRKE Sirke

315. SOĞAN Pıvaz-Basaliye

316. SOYA FASÜLYESİ Soya

317. SÖĞÜT AĞACI Yüksek Söğüt-Gevrek Söğüt-Salkım Söğüt

318. SUMAK Teti-Tırımlı-Tetere

319. SUSAM Küncü-Beyaz Çörek Otu

320. SU TERESİ Acı Gerdeme-Kerdeme- Kar Dumanı-Sezap

321. SÜNBÜL Sünbül

322. SÜPÜRGE OTU Kuş Yemi-Funda

323. SÜSEN KÖKÜ İris Kökü-Menekşe Kökü-Zanbak

324. SÜTLEĞEN OTU Sebrem-Neblut Otu-Sütlüce Ot

325. SÜT OTU Süt Otu

326. SÜT Süt

327. ŞAHDERE OTU Sarılık Otu-Eşek Gülü-Tilki Kişnişi

328. ŞAKAYIK KÖKÜ Ayı Gülü-Eşek Gülü-Bocur

329. ŞALGAM Tatlı Turp

330. ŞEBBOY Şebboy

331. ŞEFTALİ Şeftali

332. ŞERBETÇİ OTU Bira Otu-Maya Otu-Ömer Otu

333. ŞEYTAN TERSİ Hıl Tıt-Şeytan Pisliği

334. ŞEVKET-İ BOSTAN Mübarek Deve Dikeni

335. ŞİMŞİR AĞACI Şimşir Ağacı

336. TAFLAN Tatlı Kabak-Laz Kirazı-Koca Yemiş

337. TARÇIN Tatlı Kabuk-Boru Tarçın

338. TATULA Boru Çiçeği-Sihirbaz Otu-Bengildek- Eşek Hıyarı-Kusturucu Ceviz- Şeytan Elması

339. TARHUN Dargun-Aşotu

340. TAVŞANCIL OTU Göz Pıtırağı-Köpek Dili-Domuz Turpu-Buhuru Meryem-Yer Soğanı-Topalak

341. TEKE SAKALI Keçi Sakalı

342. TERE OTU Baharlı Tere

343. TİLKİ KUYRUĞU Zenberek Otu-Beygir Kuyruğu

344. TURP VE TURP OTU Fındık Turpu-Beyaz Turp

345. TÜTÜN YAPRAĞI Tütün Yaprağı

346. TURUNÇ Turunç

347. ÜVEZ İvezi-Övez

348. TUZ Tuz

349. ÜZERLİK Mahmur Çiçeği-Hermet-Yabani Sedef Otu-Nazar Otu

350. ÜZÜM Üzüm

351. VANİLYA Vanilin-Çubuk Vanilya

352. VİŞNE Ekşi Kiraz

353. YABAN ARMUDU Ahlat-Dağ Armudu

354. YARPUZ Tüylü Nane-Habak-Avş an Otu

355. YAVŞAN OTU Poyavşan-Meryem Hort.Orapa-Avrupa Çayı

356. YALANCI BİBER Kırmızı Yeşil Karabiber

357. YAPIŞKAN OT Duvar Fesleğeni-Bere Otu

358. YEMLİK Yolyemiği-Dağ Yemliği-Çay Yemliği

359. YASEMİN Sarı Yasemin-Beyaz Yasemin

360. YENİ BAHAR Jamaika Biberi

361. YER ELMASI Yer Elması

362. YUMURTA Yumurta

363. YILAN YASTIĞI Yılan Bıçağı-Yılan Ekmeği-Buzağı Otu-Eşek Kulağı-Fil Kulağı-Dana Ayağı

364. YULAF Yulaf

365. YÜKSÜK OTU Arı Kovanı-Mayasıl Otu-Kadın Parmağı

366. YONCA Üçgül-Küsne-Kelebek Otu

367. YOSUN Ketencik

368. YAKI OTU Mera Gülü-Kutsal Defne

369. ZAKKUM Zıkkım-Agu Ağacı-Kan Ağacı

370. ZANBAK Ak Zanbak-Misk Zanbak

371. ZIRNIK Kıl Dökme Tozu

372. ZENCEFİL Ak Zencefil-Beyaz Kök-Acı Kök

373. ZERDEÇAL Hintsafranı-Sarı Boya-Zerdeçöp

374. ZEYTİN AĞACI Zeytin

Devamını oku

s

KANSERE KARŞI KULLANILAN YİYECEKLER, İÇERİKLERİ VE FAYDALARI

 BİLGİLENDİRME YAYINLARI-1

KANSERE KARŞI KULLANILAN YİYECEKLER, İÇERİKLERİ VE FAYDALARI

FİTOKİMYASALLAR

KAYNAKLAR

FAYDALARI

Karotenoidler

Beta Karoten

Lutein

Likopen

Zeaksantin

Kırmızı, turuncu, yeşil meyve ve sebzeler: Brokoli, Havuç, Pişirilmiş domates, lifli yeşillikler, tatlı patates,  bal kabağı, kayısı, Cep kavunu (cantaloupe), portakal ve kavun.

Kanser, Kalp hastalıkları ve Görme bozukluklarını (macular degeneration) engeller. Bir antioksidan olarak göreve alarak bağışıklık sistemini dengeler.

Flavonoidler

Antosiyaninler

Hesperidin

Kuersetin

Rutin

Elma, Çikolata, Turunçgiller, Kahve, Kuru fasülye, hububat, üzüm, yeşil çay, Bitkilerin çoğu, Soğan, Soya.

Bağışıklık sistemine yardımcı olmak için tümörleri ve iltihap oluşumunu baskılar. Kan pıhtılaşmasını engeller.

İnositol

Fitik Asit

Fındık, soya fasülyesi, Mısır kepeği, Yulaf kepeği, Pirinç kepeği, buğday kepeği, Çavdar kepeği.

Bir antioksidan gibi davranarak hücre büyümesini engeller.

Izoflavonlar

Daidzein

Genistein

Alfalfa, soya fasülyesi ve soya ürünleri.

Tümörlerin büyümesini baskılar, Kansere neden olan hormaların üretimini sınırlandırır, antioksidan vazifesi görür.

İzotiyosiyanatlar

Turpgiller: Brokoli, Lahana, Kara lahana,  kale, Karnabahar, Brüksel Lahanası.

Kansere neden olanları zehirsizleştirir, kanserojenleri bloke eder ve tümör büyümesini engeller.

Lignanlar

Kuşkonmaz, arpa,

 Brokoli, Havuç, Keten tohumu, Sarımsak, Baklagiller, fındık, Yulaf, Tohumlar ve buğday.

Antioksidan özellikler gösterirler, Zararlı östrojen seviyesini düşürür ve kanserle ilişklili olan hormonların engellenmesinde yardımcı olur..

Polifenoller

Ellajik Asit

Resveratrol

Elma, Mor meyveler, Turunçgiller, Yeşil çay, Üzüm, Yer fıstığı, Buğdaygiller.

Kanserle savaşan enzimleri aktive ederek kanser hücresinin form değiştirmesini engeller, İltihabı durdurur ve bir antioksidan gibi davranır.

Saponinler

Alfalfa, Kuşkonmaz,

Nohut, Hibiskus, esmer suyosunu, Fındık, Yulaf, soya fasülyesi.

Kolestrol seviyesini düzenler, Bağışıklık sistemini uyarır, Kalp hastalıklarını ve bazı kanser türlerini engeller.

Terpenler

Kiraz, Vişne, Turunçgillerin kabuğu, biberiye.

Antioksidandır. Kansere neden olan bileşikleri bloke eder. Kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatır ve Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Devamını oku

s

ISIRGAN YAPRAĞININ ALERJİK VE ANTİALERJİK ETKİLERİ

Isırgan otu Urtica dioica L. (Urticaceae) ailesine mensup olup karbonik, kafeik, kafeoilmalik, klorojenik, formik, silisik, sitrik, fumarik, gıliserik, malik, oksalik, fosforik, kuinik, suksinik, treonik ve treono–1,4–lakton asitlerini; asetilkolin, betain, kolin, lesitin, histamin, serotonin ve glikoprotein aminlerini; izoramnetin, kamferol, kuersetin gibi flovonol glikozitlerini; kalsiyum, potasyum ve silisyum gibi mineralleri (%20’den fazla mineral ihtiva eder); çeşitli lignanları, kolin asetiltransferaz, skopoletin, β-sitosterol, tanenleri içermektedir. Özellikle kök altı izolektin, kumarin, triterpen ve fenilpropan yönünden zengin bir bileşime sahiptir. Isırgan otu (ot ve yaprak), doğal bir gıda kaynağı olarak Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiştir9 . Isırgan, ABD’de kullanımı emniyetli bir bitki olarak Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından listelenmiştir10. Isırgan otu (Urticaceae) Türkiye’nin birçok yerinde yabani olarak yetişen bir bitkidir. Türkiye’deki en sık görülen türü Urtica dioica’dır. Isırgan otunun antihemorajik ve hipoglisemik özelliklere sahip olduğu belirtilmiştir. Geleneksel olarak, uterin kanama, deri döküntüleri, bebeklik egzaması ile psikojenik egzama, burun kanaması ve özellikle sinir egzaması için kullanılmıştır. Monograf Komisyonu, romatizmal hastalıklar için destekleyici tedavi olarak ısırgan yaprağının, alt üriner sistem tedavisinde ve prostat büyümesi için ise ısırgan kökünün kullanımını onaylamıştır.

Ürtiker Hipokrat zamanından beri bilinmektedir. Bu terimin ısırgan otundan (Urtica urens) kaynaklandığı kabul edilmektedir. İlk kez 1882 yılında “Quincke ödemi” olarak isimlendirilmiş ve “can sıkıcı bir problem” olarak tanımlanmıştır. İmmünolojide belirgin ilerlemelere ve ürtiker formları hakkında artan bilgilere rağmen, halen “can sıkıcı bir problem” olmaya devam etmektedir.

Ürtiker kaşıntılı, deriden kabarık, ödemli plak ya da papüllerle karakterizedir. Altı haftadan kısa sürerse “akut ürtiker”, 6 haftadan uzun sürerse “kronik ürtiker” adı verilir. Lezyonlar derin dermis, subkutis veya mukozalarda meydana gelirse “Anjioödem” adını alır. Deriye temas eden maddelerle immünolojik veya non-immünolojik mekanizmayla oluşan kontakt dermatitte ısırgan yaprağı çok alerjen bir yapı gösterir. Bu tip ürtiker, genellikle fizik etkene maruz kaldıktan birkaç dakika ile yarım saat sonra meydana gelir ve en geç 1 saat içinde geriler. Lezyonlar kaşıntılıdır. Isırgan yaprağında bulunan asetilkolin ve histamin-glandüler tüyler deri ile temasa maruz kalındığında tahriş edici özelliktedir. Yapılan bir çalışmada; altı kişide ısırgan sokmaları proinflamatuvar aktivite ön farmakolojik analizini takiben, ısırganla temastan sonraki 5 dakika ve 12 saat içinde mononükleer hücreler, polimorfonükleer hücreler ve mast hücrelerinin hücresel yanıtı incelenmiştir. On ikinci saatte sadece mast hücrelerinin önemli ölçüde arttığı tespit edilmiştir. Isırgan özünün rat mast hücrelerinden in vitro histamin salınımına neden olmadığı görülmüştür. Başka bir çalışmada ısırgan tüyleri çıkarılmış ve deiyonize suyun içerisinde bırakılmıştır. Santrifüj sonrasında süpernatantlar yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC), enzimatik analiz ve/veya davranış analizine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak etkili olan tüylerin önemli bileşenlerinin histamin, okzalik asit ve tartarik asit olduğu, ısırgan tüylerindeki uzun süreli ağrının oksalik ve tartarik asit sayesinde olduğu belirlenmiştir.

ISIRGAN OTUNUN ANTİHİSTAMİN ETKİSİ

Isırgan otu ile yapılan bazı çalışmalarda isim itibariyle ürtikeri anımsatan ısırganın aslında oral kullanımlarda anti-histaminik etki gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan bir çalışmada ısırgan otu yaprağı ekstresinin, hem lipooksijenaz hem de siklooksijenaz aktivitesini inhibe ettiği gösterilmiştir. Lipooksijenaz ve siklooksijenaz araşidonik asitin prostaglandinlere ve lökotrienlere dönüşümünden sorumludurlar. Bu durumun, muhtemelen oral olarak ısırgan yapraklarından alınan histaminin olumsuz geri dönüşüm (negative feed-back) etkisinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu sayede alerjik reaksiyonlar rahatlamıştır. Bir diğer çalışmada ise ısırgan özünün, saman nezlesi semptomlarına neden olan histamin reseptörlerinin ve mast hücrelerinin uyarımını engellediği tespit edilmiştir. Isırgan özü, siklooksijenaz-1 (COX-1), siklooksijenaz-2 (COX-2) ve Hematopoetik Prostaglandin D2 sentaz (HPGDS), pro-inflamatuvar yolların merkezi enzimlerini engelleme yoluyla prostaglandin oluşumunu durdurmaktadır.

Isırgan, ürtiker ve alerji vakalarında geçmişten beri sebepler listesinin başında yer alan bir bitki olmuştur. Deri ile temas halinde alerjen özellik gösterdiği tespit edilen ısırganın oral kullanımlarda herhangi bir alerji göstermediği gibi aksine anti-histaminik etki gösterdiği son yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir19. Her ne kadar literatürde ısırgan bitkisinin, bilinç durum değişikliği ve gecikmiş ciddi alerjik reaksiyonlara yol açtığı varsayılmakta ise de bu tespitlerin ısırgan otuna ait olduğu bile tespit edilmeden yapılmış bir çalışma olduğu görülmüştür.

 

Devamını oku

s

Bitkisel İlaç ve Bitkisel Karışım

Bitkisel İlaç ve Bitkisel Karışım

        Bitkisel ilaç, ispençiyari veya müstahazar olarak hazırlanan, bitkiden elde edilen kimyasal saf maddelerdir. Piyasada bitkisel adı altında satılan haplar aslında ekstraksiyon ürünü olup kimyasal ilaç konumundadır. Bu maddeler aslında sağlık bakanlığı iznine tabidir. Bu maddeler elde edilmesi basit üretimi ucuz ve etkisi çok yüksektir. Dozları ayarlanamadığı için de kullanan kişilerde ağır yan etkiler görülmektedir. Bitkiden alkol ve alkol benzeri (etken maddeye özel çözücü) çözücü ile distile edilen bitkiden saf olarak elde edilen madde gerek molekül yapısında oluşan izomerler ile gerekse diğer tamamlayıcı maddelerin (fenoller, ketonlar, aldehitler, vs.) uzaklaştırılmasıyla saf hale gelir. Bu yönüyle bitkinin ham (işlenmemiş) halindeki yapısı değişmiş olur hem de miktarı çok yüksek olur. Örneğin 1 kg bitkideki etken madde miktarı 1-15 gr. iken 1 gramlık hap içerisinde bu madde 400-800mg ilave edebilmekteler. bir öğünde bitkiden alabileceğiniz etken madde miktarı en fazla 60 mg iken size her öğünde en azından 400 mg yüklenecek. Bununla birlikte yan etki oluşacak. Ekstraksiyon ürünleri saflaştırılmış kimyasal maddelerdir ve bunlar bitkisel tedavi olarak sunulamaz.

           Bitkisel karışımlar ise miktarları fitoterapist veya herbalist dr. tarafından ayarlanmış ham bitkilerden elde edilen karışımlardır. Bu karışımlar tamamen bitkilerden hazırlanan karışımlardır. Bitkiler herhangi bir işleme tabi tutulmamıştır. Bilinçsiz kişilerin hazırlayacağı karışımlada bile görülebilecek en ağır yan etki alerji veya ishaldir. Ama Ekstraksiyon ürünlerinde ölüme varan yan etkiler görülebilmektedir.

      Bundan ötürü ekstarksiyon ürünleri oldukça tehlikelidir. Rastgele kullanılmamalıdır. Özellikle bitkisel adı altında satılan ürünlere rağbet edilmemelidir. Bitkisel karışımlarda bitkinin doğadaki formu kullanılır yada bitkinin suyu yada yağı kullanılır. Bunlar vücudumuzun kolayca alıp kullanabileceği formlarıdır. Elbette bunlarında uzman kişilerin elinden geçmesi gerekmektedir. Uzman kişiler ise ya fitoterapist ya da herbalist olmak zorundadır.

         Kişiye özel olan fitoterapi uzun bir eğitim sonrası yapılabilir.

Devamını oku

s

Bitkilerin latince isimleri

Bitki isimleri

Latinceleri

   Bitki isimleri

Latinceleri

Ada çayı

Folium salviae

Funda yaprağı

Herba ericae

Acı ağaç

Lignum qassiae

Gelincik çiçeği

Flos rhocadas

Alıç çiçeği

Flos crataegi

Gliserin

Gliserol

Altın otu

Flos helichriysi

Göztaşı (Bakır sülfat)

Cupro sulfas

Amber

Ambia grisea

Gül

Flos rosae

Amonyak

Ammonium bi carbonas

Günnük (Hunk)

Gummi olibanum

Anason

Frucutus anisi

Güvey feneri

Fructus alkekengi

Andız kökü

Radix helenii

Hardal tohumu

Semen sinagis

Arap zamkı

Gummi arabicu

Haşhaş tohumu

Semen papauerus

Ardıç katranı

Pix juniperi

Hatmi kökü

Radix althaeae

Ardıç meyvası

Fructus juniperi

Hatmi yapraği

Folium althaeae

Arpa

Fructus hordei

Hava civa kökü

Radix alkannae

Asilbent (Cavi)

Gummi benzoc

Havlıcan

Rhizoma calami

Asma yaprağı

Folia vitis

Havuç tohumu

Fructus dauci

At kestanesi

Semen hippocastam

Hazanbel (Eğir kökü)

Rhizoma calami

At kuyruğu

Herba eguiseti

Hıltan tohumu (Dişotu)

Fructus ammi visnagae

Avakado yaprağı

Folium perseae

Hıyar tohumu

Semen cucumeris

Ayrık otu

Rhizoma graminis

Hıyarı çermi

Fructus cassiae fistulae

Ayva çekirdeği

Semen cydoneiae

Hindiba kökü

Radix cichorii

Ayva yaprağı

Folium cydoniae

Hindiba

Folium cichorii

Badem (Acı)

Semen amygdali amarum

Hindistan cev. (tane)

Semen myristicae

Balmumu

Cera flava

Hünnap

Fructus jujubae

Bespase

Macis

Ihlamur çiçeği

Flos tiliae

Biberiye

Folium rosmarini

Isırgan kökü

Radix urticae

Boy otu (Çemen)

Semen feoenu gracci

Isırgan tohumu

Semen urticae

Böğürtlen kökü

Radix rubi

Isırgan yaprağı

Folium urticae

Böğürtlen otu

Folium rubi

Ispanak tohumu

Semen spinaciae

Buhur

Styrax liguidus

Işkın kökü

Rhizoma rhei ribi

Burçak

Semen lathyri

İğde yaprağı

Folium caricae

Centiyane kökü

Radix gentianae

İncir yaprağı

Folia caricae

Ceviz yağı

Oleum juglandis

Jelatin

Agar gelore

Ceviz yaprağı

Folium juglandis

Kabak çekirdeği

Semen cucurbitae

Cin elması (Akdarı)

Sorghum bicolor

Kabak lifi

Fructus luffae

Civan perçemi

Herba mille folii

Kabartma tozu

Potassi bitartras

Çadır uşağı

Gummi ammoniacum

Kafur

Camphora

Çam katranı

Pix liguidus

Kahve

Fructus cradamomi

Çam sakızı

Terebenthina communişs

Kantaron otu

Herba hiperici

Çedene sakızı

Terebenthina chia

Kara sakız (paket)

Pix atra

Çay

Folium theae

Karabiber (kırmızı)

Fructus piperis rhado

Çekem meyvası

Fructus visci

Karabiber (siyah)

Fructus piperis nigri

Çedene

Fructus pistaciae

Karabiber (yeşil)

Fructus piperis chlora

Çin anasonu

Fructus anisi stellati

Karahalile

Fructus myrobalamus

Çivit

Indicum

Karanfil

Flos caryophylli

Çiriş kökü

Radix eremuri

Kardeş kanı

Sanguis draconis

Çörek otu

Semen nigella

Kebabiye

Fructus cubebae

Çöven kökü

Radix eremuri

Keçi boynuzu

Fructus ceratoniae

Damla sakızı (mesteki)

Gummi mastix

Kedi otu kökü

Radix valerianae

Darül filfil

Fructus piperis longi

Kekik

Herba origanum

Defne yaprağı

Fructus lauri

Kiraz çöpü

Stipites cerasorum

Düğün çiçeği otu

Herba ranunculus

Kepek

Furtur

Demirci dikeni

Fructus tribuli

Kenevir (Kendir) toh.

Fructus cannabis

Deniz kadayıfı

Carrageen

Keraviye

Fructus carvi

Dere otu tohumu

Fructus anethi

Kereviz tohumu

Fructus apii

Deve dikeni tohumu

Semen cardui

Keten toh. (zegerek)

Semen lini

Diş otu (Hıltan)

Fructus Ammivisnagae

Keten tohumu yağı

Oleum lini

Dişbudak yaprağı

Folium excel

Kına yaprağı

Folium lawsoniae

Ebemgümeci

Folium malvae

Kına kına kabuğu

Cortex chinae

Engerek otu

Herba echium

Kimyon

Fructus cumini

Enginar yaprağı

Folium cynarae

Şahtere otu

Herba fumariae

Elma yağı

Oleum salviae

Şalgam tohumu

Semen rapae

Fesleğen

Herba baulici

Şeytan tersi

Gummi asafoetida

Kişniş

Fructus coriandri

Kırlangıç otu

Herba chelidonii

Kitre

Gummi tragacanihae

Kırmızı biber toz

Fructus cupsici

Kurşun tozu

Plumbum acetas

Kavak tomurcuğu

Gemma papuli

Kunduz kökü

Rhşzoma venatri

Tarhun

Herba dracunculi

Kuşburnu

Fructus cynobati

Tarçın (kabuk)

Cortex cinnamomi

Kükürt (kükürt çiçeği)

Sulfur sublimatum

Tere tohumu

Semen lepidium

Limon kabuğu

Cortex citri

Turp tohumu

Semen raphani

Lahana tohumu

Semen brassicae

Udi hindi

Kustul bahr

Lavanta çiçeği

Flos lavandulac

Üzerlik tohumu

Semen pegani

Limon tuzu

Sodii citras

Vanilya

Vanillae

Mahlep

Semen pruni mahaleb

Vazelin

Vaselimum album

Menengiç sakızı

Terebenthina chia

Yahudi baklası

Semen lupini

Marul tohumu

Semen lactucae

Yarpuz

Herba methae pulegiunum

Menekşe otu

Herba violac

Yeni bahar

Fructus pimentae

Mersin yaprağı

Folium myrti

Yulaf

Fructus avenae

Meşe mazısı

Gallae quereinae

Yosun (yeşil)

Chlorophyta

Meyan balı

Radix liquiritiae

Zencefil

Rhizoma zingiberis

Meyan kökü

Radix liquiritiae

Zerdeçal

Rhizoma curcuma

Mısır nişastası

Amylum maydis

Zeytin yaprağı

Folium olivarunm

Mısır püskülü

Stylus maydis

Zırnık

Sodii arsenas

Misk

Moschus

Zulumba

Rhizoma zedoariae

Misvak

Stipites salvadorae

 

 

Mürsafi

Gummi myrrhae

 

 

Mürver çiçeği

Flos sambuci

 

 

Nane

Folium menthae

 

 

Nar çiçeği

Flos granati

 

 

Nar kabuğu

Cortex granati fructusum

 

 

Nişadır

Ammonium cloride

 

 

Oğul otu

Folium melissae

 

 

Ökalptus yaprağı

Folium eucalypti

 

 

Öd ağacı

Agallochum officinale

 

 

Ökse otu

Herba visci

 

 

Pağa yaprağı (Sinirli ot)

Folium plantaginis

 

 

Papatya

Flos chmoniillae

 

 

Pelin otu

Herba absinthii

 

 

Pelesenk yağı

Oleum guaiaci

 

 

Peygamber çiçeği

Flos cyani

 

 

Portakal kabuğu

Cortex aurantii

 

 

Ravent

Rhizoma rhetisinensis

 

 

Reçine

Terebenthina cominis

 

 

Rezene

Fructus Foenicuii

 

 

Safran

Stigmata croci

 

 

Sakız ağacı yaprağı

Folium mastix

 

 

Salep

Tuber salep

 

 

Sandaloz sakızı

Gummi sandaroz

 

 

Sarı halile

Fructus myrobalamus cibrinae

 

 

Sarı sabır

Aloe vera

 

 

Sarımsak

Bulbus allii

 

 

Servi kozalağı

Fructus cupressi

 

 

Sığır dili (tort)

Herba anchusae

 

 

Sığır kuyruğu çiçeği

Flos verbasci

 

 

Sığala yağı

Styrax liguidus

 

 

Sinameki yaprağı

Folium sennae

 

 

Soğan tohumu

Semen allii cepae

 

 

Söğüt kabuğu

Cartex salicis

 

 

Soya fasülyesi

Soja hispida

 

 

Sütleğen otu

Herba euphorbiae

 

 

Sumak (meyvası)

Fructus rhois

 

 

Sumak (yaprak)

Folium rhois

 

 

Susam (beyaz)

Fructus sesani

 

 

Susam yağı

Oleum sesami

 

Devamını oku

s

BİTKİLERİN ETKİ MEKANİZMASI

BİTKİLERİN ETKİ MEKANİZMASI

Bitkisel droglarda bulunan etkili bileşiklerin hastalıkları iyi etmekte gösterdikleri etki mekanizması çok değişik ve karmaşık olması nedeniyle henüz tam olarak bilinmemekle beraber bir fizikokimyasal olaylar topluluğu olduğu, burada özellikle enzim sistemlerinin rol aldığı anlaşılmıştır. Etki; drogun taşıdığı etkili maddeye, miktarına, alan organizmanın fiziksel yapısına, etkili maddeye karşı olan tepkisine, ilaç şekline, veriliş yoluna vs. bağlı olarak meydana gelmektedir.İstenen etkiyi elde etmek için genellikle küçük dozlardan başlamak, istenen etki elde edildiği zaman hastalık belirtileri kayboluncaya kadar devam etmek, kusma, ishal, baş dönmesi gibi zehirlenme veya yan etki belirtileri görülür görülmez ilacı kesmek pratikte kullanılması uygun bir yoldur.

Etkili bileşik kan yoluyla dağılarak doku hücreleri ile temasa geçer. Hücre ile temasa geçen etkili bileşik tesirini hücre zarı veya içindeki enzimler üzerinde gösterir. Hücre fonksiyonları enzimlerin etkisi ile yürüdüğü için, enzimler üzerindeki etkiler sonuç olarak hücre fonksiyonları üzerinde ortaya çıkar. Etkili bileşik hücre fonksiyonunu artırır veya azaltır. Hücre fonksiyonlarını arttıran bileşiklere “uyarıcı”, azaltan bileşiklere “yatıştırıcı” denilmektedir. Organizmada meydana gelmiş olan patolojik bir fonksiyon değişikliğini, tekrar normal duruma döndürebilme yeteneğine etkili maddenin  “tedavi etkisi” denilir. Bu etki drogun belirli bir miktarı ile elde edilebilir. Bu miktara  “efektif doz” veya “tedavi dozu” denilir. Etkili bileşikten daha yüksek miktarlarda alındığında maddenin “toksik etki”’si görülmeye başlar. Toksik etkinin görülmesini meydana getiren miktarların üzerindeki dozlar ölüm meydana getirebilir. Ölüm meydana getiren miktara ise “letal doz” denir. Bitkisel droglarda, etkili saf bileşiklere oranla, efektif doz ile letal doz arasındaki mesafe, oldukça geniştir. Bu nedenle bitkisel droglar ile zehirlenerek ölüm ihtimali saf etkili maddelere oranla çok daha azdır. Bu da halk arasında, etkili madde yerine, bitkisel drogların kullanılmasının daha uygun olacağının bir nedenini ortaya koyar.

Devamını oku

s

Çörekotu

Çörekotunun Tarihçesi

Çörekotu çok eskiden beri bilinen bir kültür bitkisi olup, ülkemizde, ekmek, çörek ve bazı peynir çeşitlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Hz. MUHAMMED (S.A.V.) ise hadislerinde "Çörekotuna kıymet verin, zira o ölümden başka her derde şifadır" buyurmuştur. Ortaçağ’ın başlarında çörekotu Avrupa ülkelerinde de önem kazanmış olup, Alman krallarından Büyük Karl ve Ludwig der Fromme 9. yüzyılda ülkelerinde çörekotu tarımı yapılmasını sağlamışlardır. 1031 yılında büyük Türk tıp bilgini ve filozofu İbn-i Sina eserlerinde tedavi edici çok yönlü etkilerini açıkladıktan sonra, çörekotu önemli bir tıbbi bitki olarak keşfedilmiştir. 18. yüzyıla kadar çörekotu halk arasında, kuduz ve yılan ısırmaları ile tümörlerin tedavisinde, antienflamatuvar (iltihap önleyici) ve süt artırıcı olmak üzere birçok amaçla kullanılmıştır. Ancak, batılı ülkelerde 200 yıl kadar unutulup, ihmal edildikten sonra, 20. yüzyılın sonunda bir tesadüf sonucu yeniden keşfedilmiştir.

Günümüzde Avrupa ve Amerika’da, veteriner ilaçları olarak da üretilmeye başlayan bitkisel ilaçlar, hayvanlarda özellikle koruma ve gelişimi artırma bakımından tercih edilen yan etkisiz maddeler olarak görülmektedir. Hayvanlarda görülen hastalıklara uygulanan geniş spektrumlu ilaçların hayvanların bünyelerinde birikim yaparak bunları tüketen insanları da etkilediği tespit edilmiştir. Bu etki, insanların bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkilediği belirtilmiştir.

 

Genel Özellikleri

Çörekotunun genel özellikleri aşağıda verilmiştir.

Botanik sistematiği:

Aile: Ranunculaceae

Alt aile: Ranunculoideae

Cins: Nigelleae

TürNigella sativa L.

 

Fiziksel Özellikleri:

         Çörekotu Akdeniz bölgesinde yetişen boyu 3 mm.yi geçmeyen mor çenekli beyaz yapraklı tohumları siyah renkli bir bitkidir (Şekil 1.2.1, 1.2.2).

 

Bulunduğu bölgeler:

         Çörekotu (Nigella sativa L.) Akdeniz bölgelerindeki ülkelerde (Mısır, Suriye, Türkiye) ve Hindistan da yetişmektedir.

 

Yetiştiği ortam:

         Çörekotu, iyi bahçe toprağında ve güneşli bir bölgede daha iyi yetişmektedir. Sıklıkla işlenmiş toprakta verimi daha iyi olmaktadır. Özellikle batı Asya ve Hindistan’da yetişmektedir. Tohumları ve soğuk basınçta elde edilen yağı tüketilmektedir.

           

Biyokimyasal yapısı

 Çörekotunun içerisinde: Alanin, arginin, askorbik–asit, asparagin, kampesterol, karvon, simen, sistin, dehidroaskorbik–asit, eikosadienoik–asit, glukoz, glutamik–asit, glisin, demir, izolösin, lösin, d–limonen, linoleik–asit, linolenik–asit, lipaz, lisin, metiyonin, miristik–asit, nigellin, nigellon, oleik–asit, palmitik–asit, fenilalanin, pitosteroller, potasyum, beta–sitosterol, alfa–spinasterol, stearik–asit, stigmasterol, tanen, tireonin, timohidrokuinon, timokuinon, tiriptofan, tirosin maddeleri tespit edilmiştir.

 

İçerdiği maddelerin gösterdiği farmakolojik etkileri

Çörekotu (Nigella sativa, L.), yaygın olarak siyah tohum veya siyah kimyon olarak bilinir. Geleneksel olarak Arap ülkelerinde, Hindistan’da, Avrupa’da, hem mutfaklarda hem de ilaç amaçlı kullanılmaktadır. Antibakteriyel, antifungal, antiviral, antiprotozoan, antihistaminik, antioksidan, antienflamatuvar ve immünostimulant özelliklere. Özellikle de astım, hipertansiyon, şeker (Tip II), enflamasyon, öksürük, bronşit, baş ağrısı, egzama, grip, ateş, baş dönmesi gibi birçok hastalıklarda kullanılmaktadır.

Halk arasında 2500 yıldan beri tanınan ve kullanılan çörekotu (Nigella sativa L.) üzerinde 1959 yılından itibaren uluslar arası düzeyde 200’den fazla araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda şimdiye kadar çörekotunda 100’den fazla madde tespit edilmiştir. Bu durum, çörekotunu doğal tedavi yöntemleri uygulayan hekimleri ilgi odağı haline getirmiştir.

Çörekotu yağının insan ve bazı hayvanlarda bağışıklık sistemi üzerine etkisi araştırılmış olmasına rağmen yapılan literatür incelemelerinde deriden sürme uygulamasıyla balıkların bağışıklık sistemine olan stimulan etkisinin tespit edilmediği görülmüştür.

İnsanlarda astım ve nörodermatit hastalarının çörekotu ile tedavisinde başarılı sonuç elde edilmesi, Almanya ve Amerika başta olmak üzere, dünyanın birçok yerinde çörekotunun etkileri ve etkili maddeleri üzerine araştırmalar başlatılmıştır. Çörekotunun antienflamatuvar, antialerjik, antibakteriyel, antimikotik, immünoregülator, antidiyabetik ve antiromatizmal etkileri olduğu bildirilmektedir. Son yıllarda çoğu ilaç firmaları çörekotu veya çörekotu yağını, içerdiği maddelerden dolayı tercih etmektedir. Bu maddeler antineoplastik (tümöre karşı), antibakteriyel,  antifungal, antihelmintik etkilere sahipdir.

 Çörekotunun uçucu yağının çeşitli reaksiyonlarda görev aldığı tespit edilmiştir. Bu görevler:

-          Antihistaminik, antienflamatuvar, antienfektif özelliklere sahip olduğu ve bronko dilatasyon (damar genişletme) yaptığı,

-          Kristalize nigellon’un histamin salınımını tetikleyici madde olarak bilinen protein kinaz C’yi inhibe ettiği,

-          Esansiyel yağlarının bağışıklık sistemini dengelediği,

-          Alerjik reaksiyonları regule ettiği,

-          Metabolizmayı desteklediği, kolesterol ve şekeri düşürdüğü,

-          Kemik iliğini uyararak interferon üretimini artırdığı,

-          Eser elementlerin enzim reaksiyonları için elzem kofaktörler içerdiği              belirlenmiştir.

 Yan etkileri

Çörekotu tohumlarının ve yağının şimdiye kadar belirlenen herhangi bir yan etkisi tespit edilmemiştir. Yararları uzun dönemde ve düzenli olarak kullanılırsa görülebilir.

 Çörekotu’nun içeriği

Çörekotunun protein içeriğinde 15 amino asit bulunur, 8 tanesi esansiyel olup, genelde kırmızı et ve balıkta mevcut olan arginin de mevcuttur. Karbonhidrat grubundan monosakkaridler ve nişasta olmayan polisakkaritlerde bulunmaktadır.

Çörekotunun (Nigella sativa L.) tohumlarında % 36–38 yağ, %20 protein, alkoloidler, saponin ve % 0,4–2,5 uçucu yağ  vardır. Tespit edilen yağda, yağ asitlerinden, pek rastlanmayan araşidik ve eikosadienoik asitler vardır.

Uçucu yağ analizlerinde ise tyhmoquinone (% 27,8–57,0), p–simen (%7,1–15,5), karvakrol (% 5,8–11,6), t–anethol (% 0,25–2,3), 4–terpineol (% 2,0–6,6) ve longifolin (% 1,0–8,0), dört alkaloit; nigellisin, nigellidin , nigellimin ve N–oksit tespit edilmiştir.

 Çörekotunun ihtiva ettiği maddelerin özellikleri

 Vitamin A (Retinol)

Görme, büyüme ve yaşlanma etkilerini azaltan etkileri vardır. Kemik gelişimini, embriyonik gelişimi etkilemektedir. Antioksidan özelliğinden ötürü kanser gelişiminin önüne geçmektedir. Karotenoidler antioksidan aktivitesi yüksek maddelerdir. Retinolün eksikliğinde; iştahsızlık, gelişme durgunluğu, döl veriminde gerileme, ekzoftalmus, karında su toplanması, vücutta ödemlerin oluşması, böbrekte hemoraji ve pigmentasyon eksikliği gibi patolojik durumlar meydana gelmektedir.

 

Vitamin B(Tiyamin)

Enerji metabolizmasında ve sinir uyarımının başlatılmasında önemlidir. Eksikliğinde balıklarda kas ve görme yeteneğinde kayıplara neden olur. İnsektisit özeliği vardır. Tiyamin eksikliğinde; yüzme bozuklukları, iştahsızlık, sinir sistemi bozuklukları ve felç, beyin lezyonları, hava kesesinde aşırı şişme ya da büzülme görülmektedir. İlerlemiş halde ölümler meydana gelir. Aydınlanma süresi ve ışık şiddeti arttıkça bu bozukluklar artar. Bu bozukluklar Salmonid ve Cyprinidlerde sıkça rastlanmasının yanı sıra Ichtalurus punctatusPagrus majorLates calcarifer ve Anguilla anguilla türlerinde görülmektedir.

 

Vitamin B2 (Riboflavin)

Karbonhidratlardan, yağ ve proteinlerden enerji salınımını sağlar. Kırmızı kan hücrelerinin bütünlüğünü sürdürmelerine yardımcı olur. Riboflavin sık sık görülen enfeksiyonlara ve karaciğer hastalıklarına karşı canlı organizmayı uzun süre korur. Vitamin B2 eksikliğinde; gökkuşağı alabalıklarında göz, burun deliklerinin dış kısımları ve operkulumda kanamalar meydana gelir. Gözlerin donuklaşması, bulanık görme, iriste renksizleşme, ışıktan kaçma, deride siyahlaşma ve yüzme bozuklukları görülmektedir. Ayrıca mortalite yükselir.

 

Vitamin B3 (Niyasin, Nikotinik asit)

 Karbonhidrat ve yağlardan enerji salınımında ve protein metabolizmasında görev alır. Hormonların yapımına ve kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna yardımcı olur. Niyasin eksikliğinde balıklarda; yüzme bozuklukları, bağırsak lezyonları, vücutta ödemler, kas spazmları, solungaç şişlikleri görülmektedir. Bunlara ilave olarak yayın balıklarında ışıktan kaçma, tetani ve uyuşukluk; çinok salmonlarında ise deri iltihaplanması görülmüştür. Salmonidlerde, Cyprinus carpioIchtalurus punctatus, Pagrus major, Anguilla japonica ve Silurus glanis türlerinde niyasin eksikliğine bağlı hastalıklar belirlenmiştir.

 

Vitamin C (Askorbik Asit)

Vücudun birçok fonksiyonunda çok önemli rollere sahiptir. Güçlü bir antioksidandır, DNA’nın oksidatif yıkımına karşı koruyucu özelliği vardır, yağların ve proteinlerin yapısına girer. Sinir sistemi transmitterlerinin ve hormonların yapısına girer. Bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Alınan C vitamini balıklarda yem alımını artırır. Eksikliğinde veya yetersizliğinde; lordosis, kıkırdak dokunun bozulması, deri, karaciğer, böbrek ve kaslarda hemorajiler, solungaç, yüzgeç, çene ve kılçıklarda anomaliler oluşur.


Kalsiyum

Kan pıhtılaşması, kas kasılması, enzim reaksiyonları, hücresel iletişim ve deri değişimlerinde rol oynar. Kemik ve dişlerin güçlenmesine yardım eder. Eksikliğinde iskelet sisteminde gelişememe, balıkların yumurta sayısında azalmalara neden olmaktadır Tuzlu sulardan tatlı sulara geçişte balıklar normal kalsiyum ihtiyacını, su içerisindeki kalsiyumu epitellerinden ve solungaçlarından alarak kullanabilmektedir.

 

Potasyum

Kan akışına, sinir hücrelerinin iletişimine yardım eder. Deniz balıklarının veya tatlı sulardan tuzlu sulara göç eden balıkların solungaç dokularında Na-K ATPaz enziminin aktivasyonu ile gerçekleşen adaptasyon işleminde rol alırlar. Ayrıca taşıdıkları iyonlar vasıtasıyla balık vücudunda elektrik yüklerinin dengelenmesi, hipertansiv özelliklerinden ötürü dolaşım sistemi ve böbreklerde etkindirler.

 

Demir

Demir, oksijenin akciğerlerden kan yolu ile dokulara taşınmasında kırmızı kan hücrelerinin hemoglobin proteininin yapısına girer. Benzer bir kas proteini olan miyoglobülin kas kasılmalarında ihtiva ettiği demir içerisinde depolamış olduğu oksijeni kullanır. Demir, birçok enzim için bir kofaktör olarak ve hücresel enerji üretimi için bulunmaz bir maddedir. Demir eksikliğinde genellikle balıklarda kansızlık ve kilo kaybı, anemi ve büyüme geriliği görülür görülür. Demir depoları tüketildiği zaman oksijen tutma kapasitesi azalır. Demir balıklarda oksidasyon/redüksiyon olaylarının bir kısmında elektron transportunda, bazı enzimlerin yapısında, oksijen taşınmasında rol oynar. Demir, solungaçlardan alınmasına karşın barsak mukozasından emilir.

 

Selenyum

Önemli bir ametal bir maddedir. Çoğu kanser tiplerine karşı tavsiye edilmektedir. Birçok proteinin fonksiyonu için önemlidir. Bunlardan biri glutatyon peroksidazdır. Bu enzim peroksitlerin hücrede meydana getirdiği yıkımı engellemede önemlidir. Selenyum, arsenik ve cıva gibi toksik maddeleri bağlayabilir. Selenyum eksikliğinde balıklarda kas güçsüzlüğü, kaslarda iltihaplanmaya ve kırmızı kan hücrelerinde kolay parçalanmaya neden olur.

 

Magnezyum

Çeşitli enzimlerin yapısı ile birleşerek enerji metabolizmasında görev alır. Protein sentezi ve nükleik asit sentezinde rol oynar. Eksikliğinde sindirim sistemi bozuklukları görülür. Kalsiyum seviyesini düzenler. Kalsiyum seviyesi ile magnezyum seviyesi doğru orantılıdır. Deniz balıklarının böbrekleri, alınan deniz suyundan çok güçlü magnezyum üretir. Tatlı su balıklarında uygulanan magnezyum belirli bir seviyeden sonra toksik etki göstermiştir. Özellikle kalsiyumca zengin olan sularda, tatlı suya adapte edilen alabalıkların Mg kanallarının, Mg/Zengin Ca adı verilen hücrelerce zenginleştiği tespit edilmiştir.

 

Çinko

Büyümede, iştahta, erkek cinsel özelliğin gelişiminde, deri sağlığında, zihinsel aktivitede, yaraların iyileşmesinde ve bağışıklık sisteminin fonksiyonlarında önemli rollere sahiptir. Çinko çoğu enzim için bir kofaktördür ki bu enzimler karbonhidrat, yağ ve nükleik asit (DNA gibi) metabolizmasında rol oynar. Çinko, membranların ve hücre bileşenlerinin stabilizasyonunda işlevseldir. Karbonhidrat ve lipit gibi makro moleküllerin sentezi ve yıkımı ile ilgili bazı enzimlerin bileşenidir. Çinko ve mangan eksikliğinde balıkların gelişiminde yavaşlama görülmektedir.

Devamını oku

s

İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR

İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR

Tıbbi bitki, ilaç yapımında kullanılan bitkilere verilen genel bir isimdir. Bir bitkinin tümü taze veya kurutulmuş halde ilaç yapımında kullanılabileceği gibi, bitkinin bir veya birkaç organı veya kısmı da aynı amaçla kullanılabilir. Bunun için bitkinin hangi organının kullanıldığının da belirtilmesi gerekir. Bu nedenle raporda bitkilerin sadece Türkçe isimleri değil, Latince bilimsel isimleri de verilmelidir. Bir bitkinin ilaç olarak kullanılacak kısmı drog olarak tanımlanır. Bazı ülkelerde “drog” (drogue-drug) sözcüğü sadece bitkilerin eczacılıkta kullanılan organlarına ve ürünlerine verilen bir isimdir. Bazı ülkelerde ise genel olarak ilaç anlamında, bazense uyuşturucu ilaç anlamında kullanılmaktadır. Biz “drog” sözcüğünü, doğal ilaç hammaddesini ifade etmek için kullanacağız. Bitkisel ilaçlarla tedavi alanında kullanılan drog kelimesi Farsça bir kelimedir.

Eczacılık, kimya ve boya endüstrisinde kullanılan bitkisel, hayvansal veya madensel ilkel maddelere verilen bir isimdir. Bitkisel drog tabiri bitkisel ilaç hammaddesiyle eşdeğerdir. Yani haşhaş, Papaver somniferum, bir tıbbi bitki, haşhaş kellesi (Fructus papveris) veya afyon sakızı (Opium) birer drog’dur. Bitkisel droglar hücreli ürünler (kök, yaprak, kabuk, çiçek, tohum, meyve, vs.) hücresiz ürünler (zamk, usare, reçine, balsam, vs.) şeklinde olabilir. Bitkiden toplandıktan sonra kurutmadan başka hiçbir işlem görmemiş olan droglara ham drog adı verilir. Temizleme, ayıklama, boylarına göre ayırma, vs. gibi işlemlerden geçtikten sonra standart hale gelmiş olan bitkisel droglar kullanıma hazır hale gelmiş olurlar.

BİTKİSEL DROG PREPARATLARI

Bitkisel droglar doğrudan, bütün veya toz halinde, kullanıldığı gibi, galenik preparatı halinde de kullanılırlar. Geleneksel tıpta en yaygın preparat şekli çay’dır. Bu amaçla kullanılan bitkilere tıbbi bitki çayı, şifalı bitki çayı, çay otu (herbal tea) denir. Çay, demleme (enfüzyon) veya haşlama (dekoksiyon) şeklinde yapılabilir. Avrupa Komisyonu, bitkisel devalar, bitkisel droglar (vegetable drugs) ve bitkisel drog preparatlarını (vegetable drug preparations) tanımlamıştır. Craig’e (1999) ve Tanker’e (1990) göre bitkisel drog preparatları kapsamına bitkisel drogdan bir iletim sonucu hazırlanan ticari ürünler girmektedir. Bitkisel drogun toz edildikten sonra uygun bir organik çözücü ile gerekirse ısı ve basınç uygulayarak ve çalkalayarak, muamele edilmesi sonucu drogdaki etken maddeler çözücüye geçerler. Bu işlemeekstraksiyon (tüketme) adı verilir. Elde edilen ürün ise bir ekstredir.

Organik çözücülerin (örneğin; alkol, eter, aseton, hekzan, vs.) saf halde veya uygun karışımları halinde kullanılması sonucu drogdaki etken maddeler seçimli bir şekilde ayrılabilirler. Bitkisel droglar veya ekstreler, sanayide saf etken maddelerin izolasyonu amacıylada kullanılır. Chicouri ve diğ.’e (2000) göre, sanayide bu amaçla fraksiyonlu ekstraksiyon, çöktürme, kristallendirme, kramatografi, vs. gibi yöntemler kullanılır. Bazı bitkisel materyallerden elde edilen kimyasal bileşikler tıbbi kimyasalların yarı-sentezinde sentez ön maddesi olarak kullanılırlar. Yani, kendi başına tıbbi amaçla kullanılmayan bir bitkide, böyle bir kullanım potansiyeli varsa ticari ürün haline gelebilir.

Devamını oku

s

Bitki-İlaç etkileşim listesi

ETKİLEŞİM LİSTESİ

HERB

DROG

ALOE VERA

DİGOXİN,  THİAZİDE

BİTTER MELON (KUDRET N.)

HİYPOGLYCAEMİCS

ANİSE

WARFARİN

ASTRAGALUS (ASTRAGALUS MEMBRANACEUS) ROOT

 

BASİL

ANTİCOAGULANTS

HYPOGLYCEMİC AGENTS

BLACK PEPPER

DRUGS METABOLİZED BY CYTOCHROME P-450.

BLACK SEED NİGELLA SATİVA

ANTİ-COAGULANTS

ANTİ-HYPERTENSİVES

INSULİN AND ORAL HYPOGLYCEMİC DRUGS

BİLBERRY

NSAIDS

BURDOCK

ANTİDİABETİCS

 

ANTİHYPERTENSİVES

 

CALCİUM CHANNEL BLOCKERS

CAPSİCUM

ASPİRİN

 

ACE İNHİBİTORS

 

THEOPHYLİN

CELERY

WARFARİN

CHAMOMİLE (NATRİCARİA REUTİTA)(GERMAN/ROMAN)

WARFARİN

 

 

İRON

 

SEDATİVES

CHASTEBERRY

ORAL CONTRACEPTİVES

 

BROMOCRİPTİNE OR OTHER DRUGS

 

ORAL CONTRACEPTİVES

CİNNAMON

ANTACİDS, TETRACYCLİNES

CORİANDER CORİANDRUM SATİVUM

INSULİN AND ORAL HYPOGLYCEMİC AGENTS

CLOVE

WARFARİN

COLTSFOOT (TUSSİLAGO FARFAR)

 

AMİODARONE,

ANABOLİC STEROİDS, KETOCONAZOLE, METHOTREXATE

COUCHGRASS (AYRIK)

DİURETİCS

 

SEDATİVES

CUMİN (CUMİNUM CYMİNUM)

HYPOGLYCEMİC AGENTS, ANTİCOAGULANTS

DANDELİON

DİURETİCS & LİTHİUM

 

WARFARİN

ECHİNACEA

CORTİCOSTEROİDS

 

WARFARİN

FENUGREEK

WARFARİN

FEVERFEW (TANACETUM PARTHENİUM)

İRON

 

NSAIDS/STEROIDS

 

WARFARİN

FLAXSEED

WARFARİN

GARLİC

ANTİHYPERTENSİVE DRUGS

 

HYPOGLYCAEMİCS

 

ASPİRİN/WARFARİN

GİNGER (ZİNGİBER OFFİCİNALE)

HEART & ANTİHYPERTENSİVES

 

WARFARİN

 

 

GİNKGO BİLOBA

ACETAMİNOFEN

 

ANTİCONVULSANTS/TCA

 

THİAZİDES

GİNSENG KOREAN/ASİAN (PANAX GİNSENG)

FUROSEMİDE

 

HYPOGLYCEMİCS

 

MAOI'S

 

MOOD STABİLİZERS

 

ORAL CONTRACEPTİVES

 

SEDATİVES

 

WARFARİN

GRAPEFRUİT

CALCİUM CHANNEL BLOCKERS AND MANY DRUGS

 

 

GRAPE SEED (VİTİS VİNİFERA) SEED/SKİN

 

GREEN TEA

İRON

 

WARFARİN

HAWTHORN (CRATAEGUS MONOGYNA)

DİGOXİN & ANTİHYPERTENSİVES

 

MAOI'S

HOPS

SEDATİVES

HORSE CHESTNUT

ASPİRİN & WARFARİN

HORSETAİL (EQUİSETUM ARVENSE)SHOOTS

 

 

LEMON BALM (MELİSSA OFFİCİNALİS L)

CNS DEPRESSANTS, THYROİD HORMONES

LİCORİCE

ANTİHYPERTENSİVES, DİGOXİN

 

LOOP DİURETİCS

MARSHMALLOW ROOT ALTHAEA OFFİ CİNALİS

PRESCRİBED MEDİCATİON

MİLK THİSTLE (SİLYBUM MARİANUM)

ACETAMİNOPHEN, ALCOHOL, CİSPLASTİN, GENERAL ANESTHETİCS, CYCLOSPORİNE

NETTLE

İRON

 

SEDATİVES

 

WARFARİN

OLİVE LEAF

(OLEA EUROPAEA)

LEAF

 

PARSLEY

ANTİHYPERTENSİVES

 

MAOI'S

PENNYROYAL (YARPUZ)

(MENTHA PULEGUİM)

AMİODARONE, ANABOLİC STEROİDS, KETOCONAZOLE, METHOTREXATE

PEPPERMİNT (MENTHA PİPERİTA)LEAF/OİL

 

PLANTAİN

(BLACK PSYLLİUM)

CARBAMAZEPİNE/DİGOXİN/İRON/LİTHİUM/WARFARİN

 

DİGOXİN

RHUBARB

THİAZİDE DİURETİCS AND CORTİCOSTEROİDS

SAGE

SEDATİVES

 

WARFARİN

SENNA

DİGOXİN

ST. JOHN’ WORT

ANTİHYPERTENSİVES

 

BARBİTURATES

 

CYCLOSPORİN/DİGOXİN

 

INDİNAVİR, MİDAZOLAM

 

5-HT REUPTAKE İNHİBİTORS

TRİBULUS (TRİBULUS TERRESTRİS) 

 

TURMERİC (CURCUMA LONGA)

 

VALERİAN (VALERİANA OFFİCİNALİS) 

DEPRESSANTS OR ALCOHOL

YARROW

WARFARİN

Devamını oku

s

Zeytin (Oleum europa) Yaprağının Diyabet Üzerine Etkisi

Zeytin yaprağının antiseptik özellikleri zararlı bakteri, virüs, mantar ve parazitlere karşı oldukça etkilidir. Zeytin yaprağı içerdiği maddeler sayesinde dolaşım sistemi ve hipertansiyonu dengelemektedir. Hafif diüretik olan bu bitki soğuk algınlığı ve grip gibi bağışıklık sistemi eksikliklerinde ortaya çıkan rahatsızlıklarda iyi bir immünostimulandır.

Şimdiye kadar yapılan çeşitli çalışmalarda zeytin yaprağının, düşük seviyede doymuş yağ asitlerine, buna karşın yüksek seviyede tekli doymamış yağ asitlerine sahip olduğunu tespit etmişlerdir (Bahşi ve ark., 2016). Günümüze kadar yapılan çalışmalarda, zeytinyağının, diyabet hastalığına eşlik eden hiperglisemi hastalığının kontrol altında tutulmasından yine diyabet hastalarında sıklıkla görülen meme kanseri riskini azaltıcı etkisini tespit etmişlerdir. Diyabetiklerde sıklıkla görülen kan sirkülasyon anomalilerini gidermede kullanılan zeytin yaprağı kan akışını hızlandırarak etki gösterdiği, zeytin yaprağının hipoglisemik aktivitesinin iki ana mekanizmasından ilkinin, glikozla uyarılan insülin salınımının güçlendirilmesini gerçekleştirildiği, ikincisinin ise periferik glikoz alımının arttırılması ile gerçekleştiğini bulmuşlardır (Abdali ve ark., 2015). Zeytin yaprağındaki fenolik bileşikler hem antioksidan hem de antienflamatuvar özelliklere sahiptir. Bu özellikleri gösteren ana madde grubu olan sekoiridoidlerin yanı sıra (olöropin ve onun türevleri), içerdiği hidroksitirosol, polifenoller (verbaskozit, apigenin-7-glukozit, luteolin-7-glukozit), oleanolik asit içeren triterpenler, rutin ve diosmin gibi flavonoidlerde bu özelliklere sahip olduğunu belirlemişlerdir (BenaventeGarcia ve ark., 2002).

Etki Mekanizması

Zeytin yaprağı olöropin ve rutin, apigenin, luteolin, krisoeriol, hesperidin, rutin, kuersetin, kamferol gibi flavonoidlerin haricinde sayısız bileşiklere sahip olduğunu belirlemişlerdir (Bruneton, 1995). Zeytin yaprağında en yüksek seviyede bulanan madde olan olöropin, toplam maddelerin yaklaşık % 20’sini oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda, bu maddenin hidrojen peroksite maruz kalan hücrelerdeki insülin salınımını baskılayıcı özellik gösterdiği tespit etmişlerdir (Cumaoğlu ve ark., 2011). Zeytin yaprağı ekstraktı yaygın bir şekilde insanlar üzerinde çalışılmıştır. Yapılan başka bir in-vitro çalışmada; kültür ortamındaki Jurkat hücrelerinin devamlı olarak hidrojen peroksit üretmesi sağlamışlardır. Fakat 100-mcg/ml seviyesinin üzerindeki ekstraktlarda ortamda kendi ürettiği hidrojen peroksit olmamasına rağmen ekstraktın DNA yıkıcı etkisinin ortaya çıktığını tespit etmişlerdir. Çalışma sonucunda zeytin yaprağının onarıcı ve tedavi edici etkisinden uzak olarak ekstraktlarının tek başına DNA hasarını gerçekleştirebileceğini belirlemişlerdir (Nousis ve ark., 2005). Zeytin yaprağında bulunan hidroksitirosol ve olöropinin ratlar üzerindeki etkileriyle ilgili yapılan uygulamalarda kan şekerini ve kolesterolü düşürücü etkisi tespit etmişlerdir. Yapılan bu deneylerde oksidatif stresi baskılayarak diyabetin yan etkilerini azalttığını da belirtmişlerdir. Zeytin yaprağı ile beslenen diyabetik ratlarda insülin salınımının arttığı, serum glikoz seviyesinin düştüğünü ve antiglisemik indeksin yüksek seyrettiğini belirlemişlerdir (Eidi ve Darzi, 2009). Bir diğer çalışmada, araştırıcılar zeytin yaprağının ratlara oral yolla verilmesiyle bitkinin hipoglisemik ve hipolipidemik aktivitesini ortaya koymuşlardır (AlarcornAguilara ve ark., 1998; Zarzuelo ve ark., 1992). Olöropin maddesinin uygulandığı tavşanlarda ise oksidatif stresi azalttığı tespit etmişlerdir (Andreadou ve ark., 2006). Diğer bazı çalışmalarda da olöropin ve hidroksitirosol maddelerinin antioksidan aktivitelerini belirlemişlerdir (Oliveras-Lopez ve ark., 2008). Zeytin yaprağı üzerine yapılan bir araştırmada, diyabetik sıçanlarda serum glikoz ve kolesterol düzeylerinde, istatistiksel olarak önemli bir düşüş olduğu ve zeytin yaprağı ekstraktının kullanımından 4 hafta sonra antioksidan etki gösterdiğini kanıtlamışlardır (Jemai ve ark., 2009). Olöropin, diyabetik hayvanlarda etkili bir hipoglisemik madde olarak bildirilmiştir. Zeytin yaprağı ekstraktındaki en bol aktif fenolik bileşik olan olöropin, alloksan ile indüklenen diyabetik tavşan modelinde kan glukozu, plazma malondialdehit (MDA) ve de oksidatif stresin diğer belirteçlerini azalttığını göstermişlerdir (Al-Azzawie ve Alhamdani, 2006).

Olöropeosit, alloksana bağlı diyabetli hayvanlarda antidiyabetik etkinlik gösterdiği, bu bileşiğin hipoglisemik aktivitesinin, glukozla indüklenen insülin salınımının otoantikasyonu ve artmış glikoz periferik alımı ile bağlantılı olduğu bulmuşlardır (Bnouham ve ark., 2006). Wainstein ve ark. (2012), tip 2 diyabetlilerde zeytin yaprağını, 14 hafta boyunca 79 hastaya uygulamış ve kandaki glukoz seviyelerini (HbA1c) ile açlık insülin düzeylerini, önemli ölçüde azalttığını tespit etmişlerdir. Zeytin yaprağının vazodilatör özelliklerini gösteren Grenada Üniversitesi araştırmacıları, hayvanların kan şekeri düzeyleri üzerinde olumlu etkileri olduğunu da bildirmişlerdir. Alloksan ile indüklenen diyabetli sıçanlarda, 16 ve 32 mg / kg dozların, kan glikoz değerlerini önemli ölçüde düşürdüğü ve periferik glukoz alımını doza bağımlı bir şekilde artırdığını tespit etmişlerdir (Gonzalez ve ark., 1992). Bunun yanı sıra luteolin ve oleanolik asit unsurlarının diyabetik sıçanlarda postprandiyal glukoz artışını inhibe edici etkisi olduğunu da göstermişlerdir (Komaki ve ark., 2003).

Şimdiye kadar bahsi geçen çalışmalar, zeytin yaprağının hipoglisemik etkinliğinin, diyabetiklerde glukozun metabolik alımını artırmak için insülinden bağımsız olarak çalışarak kan şekeri veya kan şekeri düzeylerini düşürdüğünü ortaya koymuştur. Her ne kadar ekstrakt kullanımında doz aşımına bağlı olarak DNA hasarını tetikleyici olarak görev yaptığı görülse de uygun dozlarda kullanıldığında zeytin yaprağı ekstraktının da etkili olduğu ancak yaprağın ham halinin daha etkili olduğunu belirtmişlerdir (Stickela ve Schuppan, 2007). Araştırmalar doğal zeytin yaprağının bileşiklerinin kan şeker seviyesini düşürdüğünü göstermiştir. Kurutulmuş yaprakların demlenmesi sonrası içimi diyabetiklerde tavsiye edilmiştir. Bu şekilde kullanılan zeytin yaprağı, diyabet, kardiyovasküler bozukluklar, viral ve mikrobik enfeksiyonlar dahil olmak üzere çeşitli kompleks hastalıkların tedavisinde etkili olduğu; ancak, bitkinin diğer geleneksel kullanımları için kanıtları değerlendirecek çalışmaların yapılmasının gerekliliğini vurgulamışlardır (Scherrera ve ark., 2005). Tip 2 diyabetli bireylerin sıklıkla bu koşullardan 'Metabolik Sendrom' (kardiyovasküler hastalık ve diyabet kombinasyonu) bir parçası olarak muzdarip olması nedeniyle, kan şekerini düzenlemek için zeytin yaprağının kullanımı tedavide önemli olduğu kadar, hipertansiyon ve hiperkolesterolemi tedavisinde de önem arz ettiğine değinmişlerdir (Woodman ve ark., 2002). Literatür, zeytin yapraklarında bulunan bileşiklerin çoğunun antioksidan özelliklere sahip olduğunu, diyabetle ilişkili zararlı etkileri önlediğini veya azalttığını göstermiştir. Zeytin yaprağı ve ekstraktının, insanlarda glikoz homeostazının iyileşmesi ile ilişkili olduğu ve yapılan hayvan deneylerinde nişasta sindiriminin ve emiliminin azaltılması yoluyla kolaylaştırılabileceğini göstermiştir.

Kaynak: https://www.munzur.edu.tr/birimler/dergi/Bilder/arsiv/BGD5-1/5.1.11.pdf

Devamını oku

s

METABOLİK BALANS VE ŞİŞMANLIK

Zayıflamaya çalışırken yapılan en önemli hata nedir?
Aslında zayıflamaya çalışırken yapılan birçok yanlış var. Birinci ve en önemli hata şişmanlığı estetik bir problem olarak görmektir. Oysa şişmanlık bir hastalıktır ve aslında buzdağının görünen kısmıdır. Buzdağının altında diyabet, kolesterol, yüksek tansiyon ve insülin direncinin bulunduğu metabolik sendrom tablosu yatar. Aslında her biri ciddi bir sağlık problemi olan bu hastalıklara sebep olan mekanizmayı tedavi etmeden yapılan diyetler ya hiç başarıya ulaşmaz ya da kalıcı olmaz. Öte yandan herkesin kendi hormon değerleri ile kodlanmış metabolizma özellikleri vardır ve bu özellikler ikinci bir kişiye asla benzemez. Kilo alırken bu özellikler devrededir;  verirken de kilo almaya sebep olan faktörlerin bilinmesi gereklidir.
Bu kodları nasıl çözeceğiz?
Bu tamamen tıbbi bir yaklaşım gerektiren durumdur. Laboratuvar tetkikleri ile çözülebilir. Son yıllarda tüm dünyada bilinçli ve kalıcı kilo vermek isteyen kişilerin uyguladığı Metabolik Balans programı bunu hedefliyor. “Metabolik Denge” olarak ifade edebileceğimiz Metabolik Balans sadece bir zayıflama programı değil, adı üstünde metabolizmanın dengeye sokulması programıdır. 2002 yılında Alman Doktor Wolf Funfack tarafından geliştirilen program sadece tıp doktorları tarafından uygulanıyor. Hedef,  kişinin kilo vermesini ya da var olan kilosunu korumasını sağlarken metabolik sendrom tablosunun da önüne geçmek. Yani şekerini, tansiyonunu, kolesterolünü düşürmek,  kalbi, böbrekleri korumak.  Metabolik Balans programına başlamadan önce kilo vermek isteyen kişiden detaylı kan testi istiyoruz. Bu testlerde böbrek, pankreas, tiroit ve karaciğer değerlerini inceleyerek problem olup olmadığına bakıyoruz. Eğer metabolik bir problem varsa önce ona müdahale etmek gerekiyor.
İNSÜLİN DİRENCİ ŞİŞMANLATIR
Zayıflama programında kandaki şeker ve insülin düzeyi çok önemli. Çünkü kişiye özel beslenme programını belirlerken kişinin  yiyebilecekleri ve yiyemeyecekleri kan değerlerine göre seçilir.
Yani bizim kilo almamıza sebep olan insülin hormonu mu?
İnsülin hormonu salgısının dengesi, kilo almayı ve vermeyi etkileyen önemli faktörlerden biri. Bu dengeyi sağlayanlardan biri de yediklerimizdir. Kilo verirken işin sırrı kandaki insülini yükseltmemektir. En basit anlatımıyla kanda insülin yüksekliğinde vücut depo modunda çalışır ve alınan şekerli gıdaları yağa dönüştürür.  İnsülin yükseldiğinde hem hücrelerde yağ birikimi artar hem de yağ yakımı yavaşlar. Stres hormonu salgısı artarak vücutta tahribata neden olur. Özellikle yemeklerden sonra üzerimize ağırlık çöker ve enerjisizlik durumu görülür. Tansiyon ve kolesterol yükselir. 
KİLO?YAĞDAN?DEĞİL?ŞEKERDEN
Birçok beslenme programından farklı olarak bizim odaklandığımız nokta besinlerle alınan yağ değil. Çünkü kilo almanın temel nedenini yağlar oluşturmuyor. Kolesterolün yükselmesine de kolesterolden zengin gıdalar neden olmuyor. Vücutta yağ depolanmıyor ancak harcanamayan şeker yağa dönüşerek depolanıyor. Yağ birikimine neden olan şey yediğimiz yağlı gıdalardan öte aldığımız ve kullanamadığımız şekerli gıdaların insülin hormonu sayesinde yağa dönüştürülmesidir.
Bütün diyetlerde bir kalori hesabı var? Bir yere kadar bu hesapları yapıyoruz ama eninde sonunda sıkılıp bıkıyoruz…
Adı üstünde diyet, belli bir süre uygulanacak bir sistem anlamına geliyor. Zaten kişiye de bu şekilde sunuluyor. Hızlı kilo verdiren diyetler böyle… Diyetlerde kalori kısıldığı sürece mutlaka kilo kaybediliyor. Ancak eğer kalori kısıtlaması hatalı yapılırsa, vücut kas ve bağ dokusu kaybederse diyet bırakıldığı an hemen geri toparlıyor. Bu nedenle uygulanan diyetin dengeli ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Oysa birçok diyet listesi kalori kısıtlaması üzerinden hareket ediyor. Bu da hızla kilo verdikten sonra yine hızla kilo almamıza sebep olan YO-YO etkisine yol açıyor.


GÜNDE 1 ELMA 
Metabolik Balans programının olmazsa olmazı günde 1 elma. Elma içeriğindeki peptin sebebiyle kolesterolu düşürüyor. Ayrıca vitamin ve mineralleriyle de beslenmeye destek oluyor. Bu nedenle programı uygulayanherkesin günde mutlaka 
1 elma yemesi gerekiyor.

ŞEKERE, HİPERTANSİYONA İLAÇSIZ TEDAVİ
Metabolik Balans sisteminde amaç, hayat boyu sürecek doğru beslenmeyi öğrenerek özellikle insülin seviyesini düşük tutmak, insülin direnci, reaktif hipoglisemi, Tip 2 şeker hastalığı kolesterol yüksekliği gibi hastalıkların ilaçsız olarak çözümüne katkıda bulunmaktır.

HANGİ YİYECEKLER KAN ŞEKERİNİ  DAHA ÇABUK YÜKSELTİYOR?
Glisemik indeksin bir yiyeceğin kan şekerini yükseltme özelliği olduğunu söyleyen Dr. Onur Yozbatıran, glisemik endeksi yüksek yiyeceklerin kan şekerini hızla yükselterek kilo yaptığını belirtti. Dr. Yozbatıran, glisemik endeksi yüksek, orta ve düşük gıdaları şöyle sıraladı:
Düşük glisemik indeksli gıdalar: Barbunya, nohut, kuru fasulye, mercimek, fındık, elma, portakal (çoğu meyve ve sebze), makarna, kepekli ekmek.
Orta glisemik indeksli gıdalar: Beyaz şeker, esmer pirinç, şeker kamışı, çavdar ekmeği, dondurma, fırında patates.
Yüksek glisemik indeksli gıdalar: Patates, beyaz ekmek, beyaz pirinç, işlenmiş meyve suları, muz, karpuz, krakerler, mısır cipsi, mısır gevreği.


Yemeğe proteinle başlayın  daha kolay zayıflayın 
Onur Yozbatıran alınacak küçük önlemlerle insülin dengesinin sağlanabileceğini söylüyor. Dr. Yozbatıran insülin seviyesini aşağıda tutabilmek için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:
Günde 3 öğün yiyin: Öğünler arasında 5 saat bir şey yememek gerekir. Çünkü insülin şekere cevap olarak salgılanır ve insülin sayesinde şeker kullanılır.  İnsülin salgılandıktan 5 saat sonra vücuttaki doğal seviyesine gelir. Yani yeni bir gıda almak için insülin seviyesinin düşmesini beklemek gerekir. Aksi takdirde arada alacağımız özellikle şekerli gıdalar yine insülini yükselecektir.  İnsülin yüksekliğinde vücut basit anlatımıyla depo modunda çalışır ve alınan şekerli gıdaları yağa dönüştürür. Bu da çabuk acıkmamıza neden olur. Sadece şeker hastalarının ara öğün alması gerekir.
Yemeğe proteinle başlayın: Yemeklere ilk bir iki lokma proteinle başlamak midemize daha sonra alacağımız gıdalardaki şekerin kana geç karışmasını sağlar. Çünkü eğer mideye giren ilk besin şekerli gıda yani karbonhidrat olursa, şeker hızlı yükselir. İnsülin de bunu düşürmek için hızla yükseliyor. Oysa amacımız şekerin yükselişini ve insülin cevabının yavaş olmasını sağlayarak acıkmayı geciktirmek. Protein daha geç acıkmamızı sağlıyor.
Meyveyi yemekle beraber ya da yemekten hemen sonra yemek gerekir: Çünkü aç olarak ya da boş mideye yenen meyvenin içindeki şeker hemen emilip kana karışarak şekerin ani yükselmesine sebep olur. Pankreas, bu şekeri kullanabilmek  için yüksek düzeyde insülin salgılar. İnsülin yükselerek şekeri çabucak kullanır ve çabuk acıkmamıza neden olur. Oysaki yemek sonrası yenecek meyvenin içindeki şeker emilimi daha yavaş olur ve daha düşük miktarda insülin salgılanır.



GECE KUŞLARI DİKKAT!
Az uyumak  şişmanlatıyor
Dr. Onur Yozbatıran, en çok yağ yakımının gece olduğunu söylüyor. İnsan vücudunun gündüz farklı gece uykuda farklı enerji kaynaklarını kullandığını ifade eden Dr. Yozbatıran, “Vücut, gündüz enerjisini şekerden, gece uykuda ise yağdan alıyor. Günde en az 6-8 saat uyumak gerekiyor” diyor.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/saglik/264372.aspx

Devamını oku